Mutluluğu, evinizin daimi misafiri yapabilirsiniz..

Aile hayatımızın bir gününü gözden geçirmeye ne dersiniz? Belki de düzeltmemiz gereken birçok kusurlu yanımız var.

Sevdiklerimizi hatırlamak için kimi özel günler vesile oluyor bizler için. Doğum günü, evlilik yıl dönümü gibi… Sevgililer Günü de eşimize, dostumuza sevgimizi hissettirmek için bir bahane olarak sunuluyor.

‘Sevgililer Günü’nü kutlamak gerekiyor mu, gerekmiyor mu?’ tartışmalarını bir kenara bırakalım. Aile hayatımızı gözden geçirerek bu günü bir milat kabul edelim.

Meselâ,

İşinizle ilgili sıkıntılarınızı ofisinize kilitleyin.

Evinizdeki problemleri çözülmüş düşünün.

Eşinize telefonla onun çok değerli olduğunu ve sevdiğinizi söyleyin. Ya da mesaj atın.

Bir dal gülle koşarak girin evinize.. Neşeyle kucaklayın çocuklarınızı. Yaramazlıklarına göz yumun. Kavgalarını tebessümle seyredin.

Sofra da yemek yoksa alın çocuklarınızı ve eşinizi ucuz da olsa dışarıda yedirin.

Hanımefendi, çalışıyorsa o da neşeyle girsin içeriye. Yorgunluğunu kapı önüne bırakıp, sevinçle koşsun mutfağa. Masayı donatsın.

Keder poyrazları yerini mutluluk meltemine terk etsin. Huzursuzluk sisleri sessizce dağılsın. Karamsarlık bulutları ötelere çekilsin.

Gönüllerde mutluluğun sarayı inşa edilsin. Kalplerde deruni hisler oluşsun.

Bütün kötü düşünceler, sıkıntılar ve negatiflikler küsüp gitsin. “O niye öyle, bu niye böyle olmadı”lar çöpe, “Böyle de olur, bu da güzel”ler dile gelsin. tahammül kapınızı çalsın. Sabır evinizin baş köşesine kurulsun.

Bu güzellikler evinizi bayram yerine çevirsin. “Keşke bütün günler böyle olsa” denilsin.

Evlilikte hep yaz yaşanmaz

Hayatta böyle yaşayanların da varlığı göz önünde tutulsun. Evlilik hayatlarında mutlu olanlar, huzurla bir yastıkta 40-50 yıl geçirenler…

Belki kimileri “Nerede canım o evlilikler? Onlar eskidendi.” diyebilir.

Acaba hiç düşündük, araştırıp inceledik mi evliliklerini uzun yıllar devam ettirenleri? Onlar neden böyle mutlu olmuşlar? İşte bunlardan biri, şöyle anlatıyor:

“Tabii ki, hayatımız hep ilkbahar ve yaz geçmedi. Baharımıza kar da yağdı simamıza acı poyraz da vurdu. Kimi zaman yaz güneşi penceremize uğramadan gitti. Sıkıntı dağları altında ezildik. Keder vadilerinde sürüklendik. Kasırgalar bizi oradan oraya sürükledi. Ama bizim mutluluğumuza gölge etmedi…

Elemi ekmeğimize katık ettik, acıyı yanımızda dost bildik. Sıkıntılara göğsümüzü gerdik. Her şeye tahammül edip, sabır gösterdik.

Çünkü biliyorduk ki, dünya fani, hayat kısaydı. Bizlerse buraya imtihan için gönderilmiştik. Hayatımızın gayesi Cenab-ı Hakk’ı tanımak bilmek ve O’na ibadet etmekti. Hayat pusulamız sünnet, hayat gayemiz Allah’ın rızasını kazanmaktı. Bu kadar kıymetli dakikalar cam parçası hükmünde olan basit mutluluklar peşinde koşmaya değmezdi.

Biz, birbirimize Allah’ın emanetiydik. O emanete gözümüz gibi bakmalıydık. Baktık da.

…Ve birlikte 40- 50 yıllık mutluluklara imza attık.”

Siz de bu günü başlangıç sayıp, mutluluğu evinizin daimi misafiri yapabilirsiniz.

Gülay Atasoy

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir