Sınır dışı etmekle, mülteci sorununu çözemezsiniz

İsveç, 2015 yılında nüfusuna oranla Avrupa’da en çok mülteci kabul eden ülke oldu.

İç savaştan kaçan, topraklarını terk etmek durumunda kalan zor durumdaki 160 bin insana kucağını açtı.

Misafirlerini mülteci evlerine, hapishanelere, yurtlara, spor salonlarına, butik evlere yerleştirdi. Yetmedi; gemi şirketleri ile anlaştı, hatta çadır kentler bile kurdu. Herkese başını sokacak bir yer buldu, kimseyi dışarıda bırakmadı. Her türlü ihtiyaçlarını karşıladı. Okul çağında olan çocuk ve gençlere okullar ayarlandı, özel sınıflar açıldı. Yetişkinlere de yavaş yavaş iş pazarı yolunu açtı.

Bütün bunları yaparken, sayının büyüklüğü karşısında zaman zaman kendi göçmen kabul standartlarının dışına çıktı.

Ama buna rağmen dünyadan takdir aldı, alkışlandı.

Ancak göçün sonu gelmeyince sistem çatırdamaya, muhalif sesler yükselmeye başladı. Gelen mültecilerin karıştığı bazı kriminal olaylar da bunun tuzu biberi oldu. Göçmen karşıtı aşırı sağ partiye destek tavan yaptı. Neo-Nazi gruplar sokaklara döküldü, göçmen kökenli insanlara saldırdı.

Huzur ülkesinin huzuru kaçtı.

Bu durum aslında mülteci kabul eden bütün Avrupa ülkelerinde yaşandı, yaşanıyor.

Çözüm arayışına girdiler; mülteci kabul yasalarını sertleştirdiler, olmadı.

Sınır kontrolleri başlattılar, olmadı.

Tel örgüler çekerek sınırları tamamıyla kapattılar, yine olmadı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan bu en kapsamlı krizle baş edebilmek için kara kara düşünen Avrupa’ya, yine mucitliğini ortaya koyarak İsveç yol gösterdi; gelenler geri gönderilsin…

İsveç İçişleri Bakanı Anders Ygeman, geçtiğimiz hafta bu ‘parlak çözümü’ hakkında basına bilgi verdi.

2015 yılı içerisinde ülkeye sığınan 160 bin mültecinin neredeyse yarısı sınır dışı edilecek.

Emirler verildi; yetkili makamlar şimdiden hazırlıklara başladı.

Peki nasıl olacak bu iş?

İltica başvurusu reddedilenlerin öncelikle gönüllü gitmeleri istenecek, olmazsa zor kullanılacak. Kiralanacak charter uçaklarla her gün yüzlerce kişi ülkelerine götürülüp teslim edilecek ya da Dublin Antlaşması uyarınca, ilk sığınma talebi yaptıkları Avrupa Birliği ülkesine teslim edilecekler.

İsveç, bunu yapabilmek için Afganistan ve Fas gibi hala konuşulabilir ülkelerle de geri kabul anlaşması imzalamaya çalışacak.

Avrupa ülkeleri can simidi gibi bu fikre sarıldı.

Hollanda, Avusturya, Finlandiya peş peşe benzer açıklamalar yaptı; gelenlerin büyük bir kısmı geri gönderilecek..

Plan bu…

Peki işler mi?

Bence tam bir hülya.

Hem de kara kara düşünülerek ortaya çıkarılmış kara bir hülya.

Bir defa şu unutulmamalı; muhatapları gözü kara, ölümü dahi göze alarak savaştan kaçan insanlar. Keyfine topraklarını bırakarak buralara gelmiyorlar.

Gönüllü gidiyorlarsa, ölüm kalım mücadelesi vererek Akdeniz sularına gömülme riskini göze alarak, ki binlercesi bu yolda hayatını kaybetti, niye buralara kadar gelsinler ki. Zor kullanarak bile götüremezsiniz, çünkü bir kısmı şimdiden kayıplara karıştı.

Ürdün, Irak ve Lübnan’da tellerle çevrili mülteci kamplarında kalanların durumu ortada. Yeteriz gıda, susuzluk ve salgın hastalık riskleri bir yana, insanlık dışı bir muameleyle de karşı karşıyalar. Yıllardır adeta hapis hayatı yaşıyorlar.

En iyi durumda olan Türkiye’deki kamplarda kalan 700 bini aşkın Suriyeli mülteci çocuktan 400 bini okula gidemiyor. Tekrar bu duruma kimse geri dönmek istemeyecek. Gitmek bir yana, bu durumlar devam ettikçe göçün arkası da kesilmeyecek.

Avrupa’nın bir ümidi de, 3 Milyar Euro ve vize serbestisi karşılığında Türkiye’nin mülteci akınını durdurması.

İşler mi?

Eğer Avrupa, dünyanın diğer etkin devletleri ile birlikte her türlü menfaatlerini bir kenara bırakarak, sorunu merkezinde çözmezse korkarım, pirince gideyim derken evdeki bulgurundan da olacak.

Türkiye’de toplam sayısı 4,5 milyona dayanan mülteci var. Şimdilik Norveç nüfusu kadar. Her gün dalga dalga yenileri ekleniyor. Daha ne kadarına dayanabilir. Sosyo-ekonomik açıdan göçmen kabul etme kapasitesini çoktan aştı. Asıl kriz Türkiye’de patlak verebilir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin doğusundaki çatışmalar, ayları bulan sokağa çıkma yasaklarıyla hayatından bezen bölge insanı da yüzünü Avrupa’ya çevirebilir. Avrupa bir de Türkiye mültecileri uğraşmak durumunda da kalabilir.

Diyeceğim o ki, Avrupa çözüm odaklı daha renkli; mavi mavi, yeşil yeşil, pembe pembe ama kara kara düşünerek değil, bir şekilde bu sorunu mahallinde çözmezse ‘taşıma çözüm’lerle sadece zamanına ve parasına yazık eder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir