Mültecileri hissetmek…

Bir eviniz, işiniz ve çocuklarınız var. İyi kötü kimseye muhtaç olmadan bir hayat yaşıyorsunuz. Bir gün savaş haberleri gelmeye başlıyor ülkenin çeşitli yerlerinden.

Korkuyor, endişeye kapılıyorsunuz. Belki kendinizden çok aileniz ve sevdikleriniz için endişeleniyorsunuz. Ve savaş size yaklaşmaya başlıyor.

Savaş neden yapıyor anlayamıyor, insanlar diğer insanlara neden zarar veriyor bir türlü kabullenemiyorsunuz ama bu saçma ve mantıksız zulüm size de ulaşıyor.

Savaşın kendilerine yaklaştığını gören binler, yüzbinler sokaklara dökülüyor. Biz sel gibi umuda, meçhule akıyorlar. Nihayet masum insanları tehdit eden bu talihsiz savaş size de ulaşıyor.

Ya evinizde kalıp her türlü tehlikeyi göze alacak, üzerinize düşen bombalardan saklanmaya çalışacak; daha sonra da yiyecek içecek bulamayacak, belki de hayatınızdan olacaksınız. Yada sahip olduğunuz her şeyi geride bırakarak bir ümide doğru yola çıkacaksınız.

Bir türlü karar veremiyor ama öfkeli, endişeli bir o kadar da buruk bir şekilde hazırlık yapıyorsunuz. Yanınıza yolda ihtiyacınızı göreceğini düşündüğünüz hafif ama değerli şeyleri almayı planlıyorsunuz.

Ve o korkunç an geliyor, üzerinize bombalar yağmaya, tanıdıklarınızı, sevdiklerinizi masum insanları öldürmeye başlıyor. O ana kadar bir umut diye terk edemediğiniz evinizi, topraklarınızı herşeyinizi geride bırakarak yanınıza alabildiğiniz şeylerle bir meçhule doğru yola çıkıyor o umut seline siz de katılıyorsunuz.

Gözünüz yaş kalbiniz korku dolu. Yanınızda aileniz ve çocuklarınız var, korkuyla yüzünüze bakıyor ve ağlaşıyorlar. Bir baba yada anne olarak en çaresiz anınızı yaşıyorsunuz.

Çaresiz çıkıyorsunuz yola, hayatınız değişti, geçmiş geride kaldı artık. Bundan böyle hiçbir ihtiyacınızı karşılamanız garanti değil. Artık siz sokaklarda çoluk çocuğuyla beraber yaşayan başkalarının merhametine muhtaç bir dilencisiniz. Eviniz barkınız mesleğiniz hiçbir şeyiniz yok..

Yollarda hiç yaşamadığınız bir hayatı yaşıyor aç susuz kalıyor, en tabi ihtiyaçlarınızı bile yerine getiremiyorsunuz. Soğukta kışta dışarılarda yatıyor, yorgunluğunuzu gidererek; aileniz için, geleceğiniz için güç toplamaya çalışıyorsunuz.

Yiyeceğiniz ve suyunuz vs.. temel ihtiyaçlarınız bitmesin diye önce çocuklara veriyorsunuz. Zira dayanamayacaksınız eşinizin çocuklarınızın aç kalmasına. Bir süre sonra siz de güçten düşüyorsunuz.

Artık kendinizden geçtiniz, sadece çocuklarınız için yaşıyorsunuz. Onlar kurtulsun da bana ne olursa olsun diyorsunuz.

Nice sıkıntı ve çilelerle dağları tepeleri aşıyor dilini bilmediğiniz bir başka ülkenin sınırına dayanıyor onların merhametini ümid ediyorsunuz.

Botlara biniyor başka ülkelere, belki de ölüme açılıyorsunuz. ‘Bir şans‘ belki sığınacak güvenli bir yer buluruz diye düşünüyorsunuz. Yolculuk çok mu tehlikeli? Yaşadığımız hayatın ölümden farkı ne ki; diye bir parça ümit için o tehlikeli yolculuğu umursamıyorsunuz..

İşte mülteci olmak demek böyle bir hayatı yaşayan mazlum insan olmak demek..

Mültecilik büyük bir insanlık dramıdır. Mültecilere yardım etmek ise hem dinimizin hem geleneklerimizin hem de insanlığın gereğidir.

Kim tarafından yapılırsa yapılsın mültecilere kapıların kapatılmasını, yardımlarına koşulmamasını onların ötelenmesini insanlık onuru adına kabul etmiyoruz.

Barış hoşgörü ve kardeşliğin hakim olması, mülteciliğin son bulması dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir