Bakan Kaplan: “Konut sektörüne böyle büyük yatırım yapabilmek siyasi cesaret gerektiriyor”

İsveç’te yapılan son seçimlerde hiçbir partiye tek başına iktidar şansı verilmedi. Birinci parti olan Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller Partisi ile azınlık hükümeti kurdu; ancak hazırladığı bütçesi mecliste kabul görmedi. Hükümetin düşmesi ve ülkenin yeni bir seçime gitmesi konuşulurken, İsveç’in uzlaşı kültürü devreye girdi; muhalefetle yapılan “Aralık Antlaşması” ile iktidar yoluna devam etti. Çok renkli bir kabine kuruldu. 24 kişilik bu kabinin 12’si kadın. İsveç tarihinde ilk defa 5 göçmen kökenli politikacı kabineye girdi. Bunlardan biri olan Yeşiller Partili Şehircilik, Konut ve İletişim Teknolojisi Bakanı Mehmet Kaplan ile iktidarın birinci yıl dönümünde Stockholm’de bir sanat galerisinin açılığını yaptıktan sonra bir söyleşi gerçekleştirdik…

10 yılı aşkın bir süredir politika yapıyorsunuz; iki dönem milletvekilliği yaptınız, ikisinde de partiniz muhalefetteydi. İlk defa hükümet ortağı olduğunuzda size de çok daha icracı bir pozisyon olan bakanlık teklif edildi. Bu sorumluluğu kaldırabilir miyim diye tereddütler yaşadınız mı?

Ben son seçimlerde zaten milletvekili adayı değildim. Stockholm Belediye Başkanlığı’na adaydım. Sekiz portföylü belediye başkanlığı pozisyonundan birine adaydım; nitekim oylar sayıldıktan sonra bizim tarafın kazandığı belli oldu. Biz kaç başkanlık alacağımız konusunda belediyede koalisyon yapacağımız Sosyal Demokratlarla pazarlığa oturduk. Pazarlık yapan ekipte ben de vardım. O konumda iken bakanlık için beni aradılar. Dolayısıyla ben zaten, icraatta olacak bir pozisyon için uğraşıyordum. Dolaysıyla sorumluluk almaktan endişe etmedim. İcraat icraattır; ha belediye başkanlığı, ha bakanlık. Ama başta yakın çevrem olmak üzere istişare etme ihtiyacı duydum. Bunun üzerine tereddüt etmeksizin göreve koyulduk.

Bakanlığınızdan biraz söz eder misiniz? Şehircilik, Konut ve İletişim Teknolojisi Bakanı’nın sorumluluk alanları, vazifeleri arasında neler var?

Şehircilik, konut ve iletişim teknolojileri var. İletişim teknolojisine internet, broadband, telekomünikasyon ve posta servisleri dahil. Şehircilik Bakanlığı daha önce yoktu. Taşra – şehir arasındaki dinamiği yakalayıp iki taraf için pozitif hale getirebilmek için kuruldu. Şehircilik ile Taşra İşleri Bakanlığı aynı binayı paylaşıyor. Dolayısıyla iletişimiz iyi. Daha güçlü bir İsveç için el ele çalışıyoruz.

Konut meselesi İsveç’in karşımız çıkan en önemli sorunlarından birisi. Özellikle gençler ve öğrenciler için yıllardır yeterince konut yapılmamış. Aslında konut yapımının sorumluluğu belediyelerde. Ancak biz hükümet olarak devreye girerek bu sorunun çözümünde onlara yardımcı oluyoruz.

Kaç kişilik bir ekibiniz var?

Toplamda 40 kadar memurumuz var. Bir müsteşarım, iki siyasi danışmanım, bir basın sekreteri ve bir de kendi özel asistanım var.

Bakanlığınızın öncelikleri ve hedefleri nelerdir?

İsveç’te ciddi konut sorunu var. Yıllardır konut yapılmamış. Bu konuda bir çok uzman önceki hükümeti suçluyor. Çünkü önceki hükümet konuta parasal yatırım yapmadı. ‘Piyasayı kendi kendine bırakın, o arz talep dengesi ile arz oluşturur’ diye bir siyasi ideoloji dahilinde çalışıyordu. Biz iş başına geldiğimizde baktık bu böyle olmaz, evet piyasa bu sene 50 bine yakın konut üretecek ama üretilen konutları satın almak istediğinizde çok pahalı, kiralıklar da az ve daha da pahalı. Biz bu alana yıllık 6.1 milyar kronluk bir bütçe ayırdık. Önümüzdeki sene 5.5 milyar, 2017’den itibaren de her yıl 6.1 milyar kronluk bir bütçe. Ve bunun yarısı doğrudan konut kredisi, yani konut yapan şirketler, özel ya da belediye şirketleri olsun; yaptığı konut metre karesine göre devletten doğrudan finansal yardım alacaklar. Bunun şartları var. Kira seviyesinin ve enerji kullanımının düşük olması lazım. Kiraya verme işini bir sıra sistemi dahilinde belediye yapacak, yani konut özel şirketin de olsa yerleştirmeyi belediye yapacak. Bir diğer önemli şart da kirası belli bir seviyenin altında olacak. Stockholm için bunun maksimum metre karesi 120 kron, Göteborg, Malmö 110 kron geri kalan bölgelerde de 100 kron olmalı ve en önemlisi de konut inşaatlarında, inşaat liselerine giden öğrencilerin çırak olarak alınması bunlara pratik yapma imkanının tanınması..

Kaç konut yapma hedefiniz var?

Minimum 250 bin konut.

Bu rakam İsveç’in ihtiyacını karşılıyor mu?

Biz hükümeti devraldığımız da bu iyi bir hedefti. Ama yazın, Devlet Konut Dairesi (Boverket) yeni bir hesaplama yaptı. Onlar 400 – 450 bin civarında bir ihtiyacın olduğunu söylüyor. Hedefler ihtiyaca göre her zaman ayarlanabilir tabi. En çok kiralık dairelere ihtiyaç var. Çünkü yeterince kiralık daire yapılmadı. Yıllardır yapılan kiralık daireler de çok pahalı yapıldı. Bu nedenle bu kriterleri koyduk. Bizden önceki hükümet 8 yıl iktidarda kaldı. Bu sürede ucuz kiralık ev konusunda hiç bir şey yapılmadı. Biz o sekiz yılın başarısız konut politikasını bir senede ancak bu kadar toparlayabildik. Böyle bir yatırımı yapabilmek için siyasi cesaret gerekiyor, 5 muhalefet partisi böyle bir bütçenin ayrılmasını istemiyor.

Çok büyük konut talebi olmasına rağmen özel sektör neden konut yapmıyor?

Özel sektörler konutun kaymağını karşılıyor, yani para getiren yatırımlar yapıyor. Piyasada o kadar çok açık var ki, siz lüks daire yapın hemen satabiliyorsunuz. Kiralık daire yapıp çok pahalı kiraya verebiliyorsunuz. Daha alt gruplara hitap eden ihtiyaç karşılanmıyor çünkü onu kimse karşılamak istemiyor.

İsveç’e akın akın mülteciler geliyor; bu kadar konut sıkıntısı varken, onları nerede ağırlıyorsunuz?

Cenevre Sözleşmesi’ne göre mültecilerin Avrupa’ya gelme hakları var. Ancak bir çok Avrupa ülkesi bunu dikkate almıyordu ta ki Almanya Şansölyesi Angela Merkel, yeter artık diyerek yumruğu masaya vuruncaya kadar. Avrupa ülkeleri arasında antlaşma sağlandı, sadece 4 ülke bu antlaşmayı kabul etmedi. Avrupa’nın temel değerlerinde kaçan insana kapıyı açmak vardır. Dolayısıyla İsveç ve Almanya’nın çizgisi Avrupa’da geniş kabul gördü.

İsveç’e gelen mülteciler iltica edecekler, bu süreçte beklerken Göçmen Dairesi’nin (Migrationsverket) ayarladığı konutlarında kalıyorlar. Ve bu konudaki sorumluluk tamamıyla onlar ait. Bugünkü şartlar altında bazı spor salonları da barınak olarak kullanılıyor.

Öte yandan, İsveç’te hiç görülmemiş şekilde gönüllü yardımlar yapılıyor. Bu Yeşiller Partisi olarak bizi sevindiriyor. İnsanlığın ölmediğini gösteriyor. Bunun altında iki şey yatıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en büyük mülteci krizini görüyoruz. Suriye’de kendi halkını kat eden bir lider var. O lidere karşı olduğunu iddia eden ve ondan daha kötü sonuçlara yol açan, terör estiren IŞİD var. Bu ikisinin arasında kalan halk önce yakın bölgelere kaçtı. Oradaki durumları da çok iç açı değil. Ülkelerine yakın zamanda dönemeyecekler, çünkü orada hayatın normale dönmesine yönelik bir ışık gözükmüyor. Dolayısıyla bari çocuklarımız okula gitsin, oturum izni alalım diye Avrupa’ya akın ediyorlar. Bildiğim kadarıyla göçmen kabul eden bazı ülkeler sadece misafir ediyor, oturum, çalışma hakkı vermiyor.

İsveç kapısını her gelene açacak mı? Bunun bir limiti var mı?

Savaştan kaçıp size sığınanlara siz, ‘giremezsiniz kotamızı doldurduk’ diyemiyorsunuz. Cenevre Sözleşmesi’ne göre iltica hakları olduğu için onları ilticacı olarak kabul etmek durumundasınız. Bunların işlemini de Göçmen Dairesi yapıyor. Politikacılar yapmıyor. Göçmen Dairesi her bir bireyin iltica hakkını değerlendirerek kalıp kalmayacağı yönünde karar veriyor.

Azınlık hükümeti iktidarının bir yılını geride bıraktı; şuana kadar olan performansını nasıl görüyorsunuz?

Azınlık hükümeti olması itibariyle değerlendirsek, bizden önceki hükümetin ilk yıllında yaptığı icraattan daha çok icraat yaptı düşüncesindeyim. Bunun yanı sıra İsveç Demokratları denilen parti çok büyüyerek meclise girdiği ve kilit pozisyonunda olduğu için kendi göçmen politikalarına uyumlu siyaset yapmayan hiç bir partiye destek vermeyeceğini beyan ettiği için İsveç zor dönemden geçiyor. Ama bu sadece hükümet için değil muhalefet için de öyle. Ben kendi alanımı yakından izliyorum ve bizim daha bir yıl geçmeden son 10- 15 senedir en büyük bütçe yatırımını yapmamız ciddi bir icraattır ve bundan da gurur duyuyorum. Çünkü böyle bir icraat daha önce hiç görülmemiş ve böyle bir icraatın da sonucunun olduğuna inanıyorum.

mehmet_kaplan_rop_eyl_2015_183

Galerinin açılışına geldiğinizde yanınızda koruma yoktu. Konuşmanızı yaptıktan sonra oturacak yer bulamadınız bir süre. Türkiye’deki gibi, korumalar, danışmanlar koşup size yer ayarlamadı. Siz de çok doğal bir şekilde halkla beraber programı ayakta izlediniz. Çıkarken de yine kendi başınıza kalabalığı yara yara çıktınız. Türkiye ile kıyaslandığında burada bakanlık nimetleri daha mı az?

İsveçliler işlerini göstermeden yapıyor. Salonda bir korumam vardı. Kimse fark etmedi. Koruma işini yaparken görünmeden yapması gerekiyor. Görünerek yaparsa insanlar ürkebiliyor ve doğal olarak size iletmek istedikleri şeyleri iletemiyorlar.

Bence eftali; koruma işini yaparken fark edilmemesidir. İsveç’te bir sergi açılışına 3-5 koruma ile gitmem yakışık almaz. İnsanlarla aranıza mesafe koymuş olursunuz. Bu siyasi bir gelenektir. Kuzey ülkelerinin siyasi kültürü böyle.

İtalya, Yunanistan ve İspanya gibi güney ülkelerinin daha farklı; bu konuda bir birine çok benziyor. Ben bir yaşından bu yana burada olduğum için buradaki işleyiş bana daha doğal geliyor. Bu bir kültür; dolaysıyla bizim doğru, onların yanlış deme durumunda değilim.

Son bir soru ile bitirelim; İş yoğunluğunuz arasında kitap okumaya vakit bulabiliyor musunuz?

O kadar çok araştırma ve kurum raporunun arasında arada okumaya çalışıyorum. Son olarak Uygurların anası Rabia Kadir’in Ejderha Savaşçısı kitabına başladım. Şimdi onu okuyorum. Ama dediğim gibi komisyon raporları, önerilerle uğraşıyoruz.

Menaf Alıcı – Stockholm

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir