Bir Moskova güncesi…

Tatile giderken bir ülke üzerinden Türkiye’ye gitme alışkanlığını, üniversite yıllarımda bir büyüğümün tavsiyesi ile edindim.

Daha az para harcayacak, daha çok yer görecektim.  

Filipinler’de okuyordum; Türkiye’den yaklaşık 14 bin km uzaklıkta bir Uzakdoğu ülkesi… Güzergahta gidebilecek onlarca ülke vardı. Tatile giderken veya dönerken her seferinde, iki üç günlük kısa seyahatlerle bu ülkelerden birine uğradım.

Böylece daha az masrafla Ortadoğu ve Uzakdoğu’da onlarca ülkeyi görme, gezme imkanım oldu. 

İsveç’e geldikten sonra da zamanım el verdikçe bu alışkanlığı sürdürdüm. Bu kez, İsveç ile Türkiye arasındaki Polonya, Ukrayna, İsviçre, Macaristan, Slovenya’nın da aralarında olduğu onlarca ülkeyi görme fırsatı buldum. 

Bu yıl da, uygun bir bilet bulunca uzun zamandır gitmek istediğim şehirler arasında yer alan, Rusya’nın başkenti Moskova üzerinden Türkiye’ye geçtim. 

İki gün kaldım. 

Bu canlı ve etkileyici renkler şehrini keşfetmek için oldukça kısabir zaman idi, ancak bu süre bile, ülke ile ilgili yargılarımda pozitif anlamda büyük bir değişikliğin yaşanmasına yetti. 

Moskova hakkında neredeyse herkes bir şekilde biraz bilgi sahibi.

Gogol, Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev ve Çehov’un yapıtlarından; Puşkin, Lermontov, Mayakovski ve Nâzım Hikmet’in şiirlerinden veya ajan 007 James Bond filmlerinden aşina olduğumuz Moskova, modernizmin bütün tehditlerine rağmen özellikle eski şehir hala geçmiş dokusunu ve ruhunu koruyor. 

Daha köhne, yıpranmış ve yorgun bir şehir bekliyordum. Doğrusu, gördüklerim karşısında hayranlığımı gizleyemedim. Tam Avrupai bir kent görünümü var. Bir defa çok temiz ve bakımlı. Stockholm vari bir yeşilliğe sahip. 

Dünya’nın süper güçlerinden bir ülkeye başkentlik yapan Moskova’yı herkes merak ediyor. Özellikle Devlet Başkanı Sarayı Kremlin ve Rusya’nın toplumsal ve siyasi tarihinde önemli bir yeri olan Kızıl Meydan’nın çevresi turist kaynıyor. Burada dünyanın her tarafından turistle karşılaşmak mümkün. Geçtiğimiz yıl burayı yaklaşık 6 milyon yabancı turist ziyaret etmiş.

Tarih boyunca idamlara, gösterilere, geçit törenlerine ve mitinglere sahne olan bu ünlü meydan, benim de merak ettiğim yerlerdendi. Mihmandarım gazeteci dostum Yashar Niyazbayev ile şehir turuna buradan başladık. 

Meydanın güney ucunda soğan kubbeli ve renkli yapısıyla daha çok bir masal şatosunu andıran Aziz Vasil Katedrali yer alıyor. Bu kilisenin ilginç bir hikayesi var. İlk Rus Çarı Korkunç İvan’ın, kazandığı 8 zaferin nişanesi olarak 8 farklı renk ve yükseklikte kubbeleri olan bu katedrali, İtalyan bir mimara yaptırdığı ve inşaatı bitince de başka yerde aynısını yapmaması için mimarın gözlerini oyduğu söylenir. Meydanın kuzey ucunda Devlet Tarih Müzesi, Doğu yakasında Devlet Satış Mağazaları (GUM), batısında da Kremlin Sarayı ve hemen dibinde Lenin’in anıtmezarı bulunuyor. Meydanın sonraki halkasında da çok sayıda sanat ve kültür merkezi bulunuyor. Kısacası burası Rusya’nın ekonomik, politik, ruhani ve kültürel nabzının attığı en önemli yeridir. Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında belirttiği gibi, burası her Rusun annesidir.  

Bu kısa zamana, yaşadığı dönemde dünyanın en ünlü insanı kabul edilen Yazar Lev Tolstoy’un evine uğramayı da sığdırdık. Ve ziyaret sonrası, lise yıllarında okuduğum ancak içeriğini neredeyse unuttuğum Tolstoy’un o meşhur Anna Karenina romanını ilk fırsatta tekrar okuma kararı aldım. Kitabı edindim; umarım bu hafta içerisinde okuma fırsatı da bulurum. 

Son dönemlerde hiç bu kadar uzun yürümemiştim. Bir iki kısa metro seyahati dışında neredeyse bütün günü yürüyerek geçirdik. Sosyal hayatın tüm canlılığıyla yaşandığı parklardan, sokaklardan geçtik. 

Caddelerde ilk dikkatinizi çeken çok lüks jipler oluyor. Ben Avrupa’nın hiç bir ülkesinde yollarda bu kadar çok lüks araç görmedim. 

Rehberim Yashar bey buna, Rusya’nın tüm zenginliğinin yüzde 80’inin Moskova’da toplandığını ve petrolün çok ucuz olduğunu belirterek izah getiriyor. Benzin dışında, bu şehirde her şey el yakıyor. Moskova dünyanın en pahalı ilk şehirleri arasında yer alıyor. 

Buradaki yabancıların en çok şikayet ettiği konu da ev kiraların yüksek olması; bu yerlileri pek etkilemiyor, zira büyük bir oranın Kominizim döneminden kendilerine verilmiş evleri bulunuyor. 

Bu kısa seyahatten sonra; gezmeyi sevenlere, “hayatınızda görmeniz gereken yerler listesi”ne Moskova’yı eklemediyseniz, ’listenizi tekrar gözden geçirin’ derim. Ama daha çok zaman ayırın.

Dış gezilerde aradığım; yeni yerler görmek, o ülkenin tarihine dokunmak, az da olsa sistematiğini keşfetmek, insanlarını tanımak ve hatıralarla ayrılmaktır; Moskova’dan da bunları gerçekleştirmenin mutluluğuyla ayrıldım. 

Bunda büyük katkısı olan Rehberim, huzurun bol olsun!.

Modern Moskova

Aziz Vasil Katedrali


Kızıl Meydan’nın çevresi turist kaynıyor. Burada dünyanın her tarafından turistle karşılaşmak mümkün. 

TOLSTOY’UN EVİ

Kızıl Meydan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir