Bu nasıl bir vefa?

Almanya Hannover‘den değerli dost Ali bey telefonumu bulmuş bir akşam bana mesaj yazdı. Bir müddet sohbet ettikten sonra konuşma bitip de ayrılacağımız zaman ’bana dua et!’ dedim. Ben, size her gün namazdan sonra dua ediyorum, dedi. Yıllar önce o şehirden ayrılmıştım. Demek ki 10-12 yıldır dua ediyordu. Gözlerim yaşardı..

Birden dua ettiğim insanları düşündüm.

İnsanlara zaman zaman ismen dua etsem de çoğunlukla genel olarak dua ediyordum.

Çok utandım o an..

Ahirette Perde-i gayb açılıp her şeyin ortaya serildiği, halimizin ortaya çıktığı, onun ettiği duaların yanına benim ettiğim duaların konulduğu an mahcubiyet yaşardım.

Yazışırken belli etmemeye çalıştım ama çok da mahcup olmuştum. Tevbe ettim zaman zaman bu şekildeki dostlara ismen dua etmek gerektiğine karar verdim.

Bu olay bir süre beni etkiledi derken, yaklaşık iki hafa sonra acayip bir tevafuk gerçekleşti. Aynı şehirden benzer bir olay daha meydana geldi:

Sosyal medya üzerinden tanıdığım dostlara bakıyordum. Uzun süredir görmediğim bir dostun hesabı ile karşılaştım. Gördüğüm mesajlar karşısında irkildim kaldım. Daha da dikkat ederek incelediğimde adeta şok olmuştum.

Sosyal medya hesabında gülen bir resmi, kucağında biz Afrika’dayken Afrikalı bir çocuğu kucağına aldığında çekindiği resim ve dostlarından gelen aşağıdaki mesajlar yer alıyordu.

“Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber…

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

Mekanın cennet olsun değerli dostum, güzel insan”

“Sen kalbimizde yaşıyorsun. Nur içinde yat abim.”

“Seni özlüyoruz, Rahmet içinde yat Abi..”

“Mekanın cennet olsun. Ben şahsen sayısız hayır ve iyiliklerine şahidim.”

Arkadaşım, değerli dost fedakar insan vefat etmişti. Nasılsa yıllardır uzakta olduğum için haberim olmamıştı. En son yıllar önce birlikte Afrika’ya gittiğimizi hatırlıyorum. Sosyal medya hesabı hala açık ve sevenlerinin mesaj yazdığı bir defter gibi.

Çok duygulandım. Hemen o şehirde bulunan kıymetli gönül dostu Halit ağabeyi arayarak hakkında bilgi aldım. Birlikte çok üzülmüştük. Arayıp sormadığım için bana kırıldığını söyledi. “Seven sevdiğine kırılır dedi.” Haklıydı, içimi büyük bir üzüntü kapladı.

Önceki olayın da etkisiyle dostlara vefasızlık ettiğimi düşünerek fazlaca hüzünlendiğim bir anda. “Hannover’de bulunan iki akıncı şehidine tembih ettiğiniz gibi gidip her cuma dua ediyorum. Dua etmeye devam edeyim mi yoksa bir başkası mı devralsın?” dedi.

Hafızamı yokladım yaklaşık 11-12 sene olmuştu. O zaman kendi vefamla dostun vefasını karşılaştırma imkanı oldu. Hüznüm daha da arttı ama onun adına çok sevindim.

Benim vefalı kardeşim o şehitleri ve onlara yapılan duaları kendisine emanet bilerek 12 yıldır her hafta kabirlerine gidip dua ediyordu. ‘Ölene kadar dua et, bırakma dedim.’ Tamam dedi.

İnsanların birbirine kötü sözler ile hitap ettiği, ayrımcılığın ötelemenin ve nefret söylemlerinin havada uçuştuğu bir zamanda; Ya Rabbi bu nasıl derin bir vefa ki, insanları bu kadar güzelleştiriyor?

Gayrı ihtiyari dudaklarımdan ‘Ya Rab! Beni bu vefalı insanlardan dünyada da ahirette de ayırma!’ duası döküldü..

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir