Cihanşah cihanı ağlattı

Cihan sevgi ile büyümüş güzel bir çocuktu..

Sanki hayattan erken ayrılacağını sezmişçesine annesi onu aşkın bir sevgi ile sever, Cihan daha ilkokulda iken sarma yemeğini çok seviyor diye sarma yapar okula götürürdü. Cihan bu durumdan utanır anne ‘öyle yapma lütfen utanıyorum’ derdi.

Farklı bir çocuktu; ta küçük yaşlardan beri farklılığını belli ederdi.

Bir gün babası 9-10 yaşlarında iken onu Hocaefendi’nin yanına götürdüğünde ‘bu çocuk farklı, ümid ederim gelecekte insanlık için faydalı güzel şeyler yapar. Tatillerde buraya gelsin’ kolaylık gösterirseniz sevinirim dedi.

Böylece cihan her fırsatta babasını yetiştiren hocasının yanına gidiyordu.

Hocasına bağlılığı öyle artmıştı ki; her tatili hocasının yanında geçirerek mana aleminde mesafeler katetmeye başladı.

Hatta birgün kendisine büyük bir sevgi ile bağlı olan annesi ‘Cihan’ı çok göremiyorum bizimle daha çok vakit geçirse’ diye Hocaefendiye bu isteğini iletti.

Hocaefendi düşündü, düşündü. Sanki ayrılığı sezmişçesine ‘Onu daha az görmeye alışsın’ dedi.

Bu defa annesi Cihan’a oğlum bize daha çok vakit ayırsan da seni daha çok görsek deyince, O da sanki ayrılığı vicdanında taşıyormuşçasına ‘Anneciğim ben hocamı daha nerede göreceğim ki?’ demiş annesinin gönlünü almıştı.

Yıllar böylece geçti Cihan yirmi yaşına gelmişti.

Bir gün doktorlardan kanser olduğunu öğrendiler. Yaklaşık iki yıl sürecek tedavi süreci başladı. Babası büyük bir zulüm gereği ülkeye giremediğinden kanserli oğlunun yanında olamadı.

Cihan için dualar edildi, gözyaşları döküldü ancak Cihan Rabbine adım adım yaklaşıyordu.

Hocasına o kadar bağlıydı ki, Hocaefendi Cihan’a telefon edip halini sormuş; konuşma bitince babasını arayarak ‘Babacığım Hocaefendiye sen mi haber verdin? Onun o kadar işi varken benimle neden meşgul ediyorsun?’ diye sitem etmişti.

Hastalığını elinde tesbih, dilinde dua hiç şikayet etmeden geçiriyordu. İki yıllık hastalığında ‘of’ bile demedi.

Namazında o kadar hassastı ki, yoğun bakımda bile namazlarını hiç aksatmadı.

Son gün vefatına yakın yerinden kıpırdayamamasına rağmen kimseden yardım almadan ayağa kalktı, abdest alıp yatsı namazını kıldı. Sonra yatağına uzandı. Etrafı güzel bir koku kaplamıştı.

Gözlerini yukarıya dikerek boşluğa doğru ‘Hoşgeldiniz’ dedi. Belli ki, gözlerinde ki perde sıyrılmış ve kim olduğunu bilemediğimiz ziyaretçileri gelmiştir.

Daha sonra yatağa uzanarak gözlerini kapadı. Vücudu yaklarından başlayarak soğumaya başladı.

Cihanın dünya hayatı bitmiş, suhuletle ruhunun ufkuna yürümüştü..

Her gelişmeyi yakından takip eden babası çocuğunun vefatını gurbette öğrendi.

Hocaefendi de çok üzülmüştü onun vefatına. Babasını aradığında; belki de talebesine yakınlığını ifade etmek, babasına teselli vermek için ateş buraya da düştü manasında ‘Burası taziye evidir.’ Dedi.

Daha sonra babası Hocaefendinin yanında Cihana ilim öğreten öğretmeninin bir Twittini okudu. Twitte: Cihan günümüzde yaşanan fecaat ve zulümlere, Hocasına reva görülen duruma karşı ellerini semaya kaldırıp ‘Allahım ne olur benim canımı al! İnsanlarımızı ve Hizmeti bu badirelerden kurtar..! diye dua ettiğini yazıyordu.

Babası o an anlamıştı ki Cihan; Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin zehirlendiği bir anda talebesi Hafız Ali (rahmetullahi aleyh)‘in Üstadına yapılan zulüm ve baskılara dayanamayıp “Ya Rabb! Şu kadar insan çaresiz kaldık. Üstadımıza elimiz yetişmiyor. Hiçbir şey yapamıyoruz. Eğer eceli geldiyse, onun yerine benim canımı al, ona afiyet ver” diyerek çok sevdiği Üstadı bedeline şehid olduğu gibi kendisini hocasına ve hizmetine feda ettiğini anladı.

Bu durum Hocaefendiye anlatılınca ’Ben onun büyük bir hizmete vesile olacağını tahmin ediyordum ama nu şekil olabileceği aklıma gelmemişti.’ Der.

Rüya gören bir yakını Cihanın ailesini arayarak rüyasında Üstad Hazretlerinin talebeleriyle beraber Cihanı almaya geldiğini Annesinden izin alıp elinden tutarak onu götürdüğünü ifade eder.

Daha sonra Hocaefendi’nin yanından bir talebesi şu rüyayı anlatır. ’Cihan buraya geldi. Ben ona dedim; Cihan sen vefat etmedin mi burada ne yapıyorsun?’ Cihan: ’Hocamı ziyarete geldim.’ der.

Daha birçok rüya görülür vefat eder etmez. Hepsi de onun salih ve şehit olduğuna işaret eden müjdeli haberler gibidir.

Hüzünlü baba Süleyman Bey Rabbine tam bir teslimiyet içinde halinden hiç şikayet etmez.

Babasının yüreğine onu emin ellere teslim ettiklerinden dolayı su bir su serpilir. Ancak evlat acısı ağırdır. Hastalığında yanında olamadığı, vefatını ise uzaklardan izlediği için gözyaşları döker.

Hüzünlü baba daha sonra oğlunun cenazesini canlı yayında izler. Onu kabrine taşıyanlar sanki bir an kabre gitmek istercesine hızlı ve kolaylıkla tabutunu taşıdığını söylerler. Hatta Cihanı kabre koyanlar canlı yayında defalarca kabirden lahuti güzel kokular geldiğini ifade ederler.

Hocaefendi Cihanşah ismini ben ona Süleyman Şah diyorum diyerek değiştirir. Zira Süleyman ismi maddi ve manevi alemin sultanlığını ifade eden bir isimdir. Anlaşılan o ki Cihan fedakarlığının büyüklüğü nisbetinde iki alemde de muteber bir makama ermiştir..

Itiraf edeyim ki, ben de çok imrendim böyle bir güzel sona. Keşke ben de onun gibi olsam diye geçti içimden..

Cihan, hayat hikayesi ve fedakar ailesinin sabıryla Cihanı ağlattı.. ’Süleyman Şah’ olarak öte aleme göçtü.

Ailesi ve yakınlarına sabrı diliyor, bizleri Süleyman Şah’ın şefaatine nail kılmasını Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum..

IMG_3374

IMG_3420

 

 

Cihanşah cihanı ağlattı” için bir yorum

  • 10 Mayıs 2016 Salı tarihinde, saat 11:54
    Permalink

    Allah rahmet eylesin.
    Mekani cennet olsun.

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir