Düşünce redaksiyonu

Yılbaşı tatilinde yurtdışına çıkmıştım. Yıllardır tanıdığım, zekasına, ileri görüşlülüğüne, bilgi ve tecrübesine güvendiğim bir dostla sohbet ederken bir konuda öyle şeyler söyledi ki, bu söylenen şeylerin zeka, ileri görüşlülük, bilgi ve tecrübe ile telif edilmesine imkan yoktu. Bu manzara karşısında şaşırıp kaldım; öylece bakmışım yüzüne..

Derin bir düşünce aldı beni. Olanlar karşısında hiçbirşey söyleyemedim. Çünkü dostum kendi söylediklerinin doğru olduğunu düşünüyor, hatta ileri görüşlülüğünden gurur duyuyordu.

Bu nasıl birşey, böyle donanımlı bir insan nasıl bu şekilde düşünür, acaba buna sebep nedir? diye defalarca sordum kendime. Yaşadığım bu olayın etkisinden olsa gerek, derin bir düşünce aldı beni..

Düşününce farkettim ki, bazılarının fikirleri, düşünceleri, akıl yürütme kapasiteleri hiç partallaşmıyor, hayat ilerledikçe fikirleri subjektif hale gelmiyor. Hatta fikir ve kapasiteleri gittikçe parlıyordu. Bu şekilde aklıma bazı büyük zatlardan birçok örnek geldi.

Bazıları ise ne kadar akıllı ve donanımlı olsa bile, fikirleri ve tesbitleri zamanla sadece kendilerinin itibar edebilecekleri oranda subjektif hale geliyor, daha sonra da fikir üretme kapasitesini kaybediyorlardı. İlerleyen yaşlara doğru bedenleri gibi fikirleri de, kapasiteleri de, düşünme melekeleri de zayıflıyordu.

“Ne var ki bunda? çokları böyle, hayat da bu şekilde devam ediyor zaten” diyen olabilir. Ama ben bunun tam tersi olması gerektiğine inanıyorum.

İnsan yaş kemale ulaşıp da tecrübe, bilgi, birikim ve kapasitesiyle derin tahliller yapıp, daha bir derinleşerek Allah’a (cc) yakın olması gerekirken; kendi subjektif dünyasına teslim olması ne kadar üzücü. Bedeni gibi aklı ve düşünme kapasitesinin de yaşlanması ne kadar trajik..

Tam da bu düşünceler içindeyken saygıdeğer Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Herkul.org adlı internet sitesinde “Ortak Akıl ve İmam-ı Azam Hazretlerinin Hakperestliği” (275. Nağme) konusu anlatılırken ”Düşünce redaksiyonu” diye isimlendirdiği bir husus gözüme çarptı.

Konuyu biraz araştırdığımda karşıma çıkan şey hem bu duruma mantıklı bir cevap oldu, hem de bundan sonraki yaşantımda nasıl hareket etmem gerektiğini öğretir nitelikdeydi.

Hocaefendi, insanın kendi ilmine güvenmemesi, mutlaka ortak akla müracaat etmesi ve düşüncelerini her zaman başkalarına test ettirmesi gerektiğini anlatarak “düşünce redaksiyonu” hususuna dikkat çekiyordu.

Ayrıca herkesin kendi düşüncelerinde yanılmış olabileceğini kabul edip ona göre hareket etmesi, mümkünse en güven duyduğu kanaatleri hakkında bile bir bilenle istişare yapması ve insanın sorumluluk alanının genişliği ölçüsünde bu hususta daha da dikkatli olması gerektiğini ifade ediyordu.

Derken Hocaefendinin bir başka tavsiyesi aklıma geldi; “insan düşüncesinin dumura uğramaması için iki şey gerekir: 1- Kişinin ortak akla müracaat etmesi ve düşüncelerini her zaman başkalarına test ettirmesi 2- Müzakereli ders yaparak fikir ve zekasını geliştirmesi, durağanlaşmaya salarak geriletmemesi.”

Bu perspektiften bakıldığında “Müminler o kimselerdir ki, işleri istişare iledir.” (Şura Suresi 38) Ayet-i Kerimesi ne kadar da manidar değil mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir