Eğitime nereden başlayacağız?

İnsanların olabildiğince mobil, hadiselerin de hızlı cereyan ettiği bir zaman dilimindeyiz. İnternetin toplumları, aileleri lime lime ettiği bir çağda. Medya marifetiyle bilmediğimiz, duymadığımız şey neredeyse yok. Her türlü bilgi bir tuş kadar yakın. Hayatımız aceleciliğin pençesinde. Ya eğitim?

Malum, gözünü dünyaya açtıktan sonra eğitilmeye muhtaç tek varlık insan. Her devrin şartlarına göre çocuk eğitiminin zor yanları mutlaka olmuştur. Toplumların canını acıtan problemleriyle günümüzün de tartışmasız en önemli meselesi.

İnternetle birlikte hayatımız farklı bir zemine evrildi. Bu teknolojinin sunduğu imkanlar doğrudan insana tesir ediyor. Hem de beynimizdeki haz merkezi dopamin sistemini esir alacak kadar… Eskiden aile, mahalle, görünürdeki geleneksel değerlerimiz çocuk eğitiminde etkili olurdu. İnternetle ne geleneksel aile kaldı ne de mahalle. Çocuklarımızın en yakın dostu artık smartphone, internet… hem de her dem elinin altında.

Biz çocuklarımızı ne kadar iyi bir insan olarak eğitmek istiyorsak, topyekun medya da bize eğitim yolunda o kadar engel çıkarıyor. Öylesine cazip duvarlar örüyor ki aramıza, çocuğumuza ulaşmak için evvela o duvarları aşmamız gerekiyor. Zihnî ve duygusal duvarlar bunlar. Evimizin içinde, ama farkında bile değiliz. Biz daha işin abc’siyle uğraşırken, vermemiz gerekenlerin vakti geçiveriyor. Dil, kişilik, kimlik gibi devasa noktaları kaçırıyoruz.

Oysa insanın her yönüyle ele alınmasını kaçınılmaz kılıyor eğitim. Bir bakalım çocuğumuzun zihin ve duygu dünyasına, biyolojik, psikolojik ve ruh yapısına… Nereden başlayacağız? Elbette insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği dilden. Dil gelişimi sağlıklı ise duygu ve zihin dünyasını sırlı kelimelerle inşaya girişebiliriz. Başka bir ifadeyle uzun bir maratona. Ebeveyn açısından doğumdan onsekiz yaşlarına kadar, fert açısından ömür boyu uzun bir süreç. Haliyle yaşına göre ihtiyaçları da değişen çocuğu bu uzun maraton sürecinde eğitmek kolay değil.

Yine başa dönüp soralım: Çocuğumuzu niçin eğitmek istiyoruz? Çocuğumuzdan ne istiyoruz? İyi bir insan olması amenna. Yalan söylemeyen, dürüst, sorumluluk duygusu taşıyan, iyi yürekli, yardımsever, temiz, başaralı, zararlı alışkanlıklardan uzak vs. Listeyi uzatabilirsiniz. Tamam da bütün bunları kim verecek, ne zaman ve nasıl gerçekleştirecek?

Önce sadece düşünelim. Çocuğumuza yönelmeden evvel ilk eğitim hamlesini kendimizde yapmaya ne dersiniz? Evrenin en karmaşık, en zor, ama en mükemmel varlığını eğiteceğiz neticede. Hatta ilk çocukluk yıllarında başa çıkabiliriz bir nebze, ama konuşmaya, hele hele düşünmeye başladıktan sonra işimiz zorlaşacak. “Her köşe başını tutmuş devler!” diye bazen çaresiz kalacağız. İşi kolay kılmanın bir yolu var, o da sürekli kendimizi yenileyerek, anne-babalığa en iyi şekilde hazırlanarak yeryüzünün en muhteşem varlığını eğitmeye koyulmak.

Çocuktan önce anne-babanın kendini bir yoklaması ve eğitime kendinden başlaması… Geleneksel yöntemlerle çocuklarımızı eğitmek yeterli gelmiyor artık. Bir tarafta kuru nasihat etrafında dönen klasik eğitim anlayışı, diğer yanda medyanın kâbus gibi fert ve ailenin tepesine çökmesi eğitim konusundaki yaklaşımlarımızı kökten gözden geçirmeye zorluyor bizi. Bu bağlamda aile boyu sosyal ve kültürel faaliyetlerimizi canlandırmaktan başka da çaremiz kalmıyor aslında. Madem herkes çocuğunu iyi yetiştirmek iddiasında, eli ayağı düzgün, karakterli olmasını arzuluyor, o halde eğitimi ciddiye almasını bekleyebiliriz.

Elbette eğitime önem verenler gittikçe artıyor. Orta sınıfın oluşmaya başlaması, liseyi bitiren veya yüksek öğrenim gören gençlerimizdeki artış buna işaret sayılır. Bir de kendine ve topluma faydalı olabilecek karakterde kaliteli gençlerimizin çoğalması. Ama toplam nüfus oranına vurulduğunda daha çok yolumuz var aşılacak.

Tekrar soralım: Nereden başlayacaktık eğitime?..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir