Hastanedeki melekler

Hemşireler…

Onlar meleksi insanlar…

Allah kimseyi hastanelere düşürmesin. Ama öyle hastalıklar vardır ki, hastane eviniz olur; yuvanızı unutursunuz. Orayı mesken etmeye mecbur olursunuz.

İşte o an, orada meleke kesbeden böyle insanlarla karşılaşmak istersiniz. Çünkü onların size gösterecekleri güler yüzün, ihtimamın, itinanın sizin yeniden hayata tutunmanızda, sıkıntılarınızın hafiflemesinde ve moralinizin düzelmesinde çok büyük etkileri vardır.

Eşimin rahatsızlığı sebebiyle son iki yıl, hastaneler adeta ikinci yuvamız olmuştu. Bize mi hep öyle denk geldi bilemiyorum ama; hem ilk ameliyatın yapıldığı Norveç’te, hem de sonrasında İsveç’teki süreçte, hep bu hasletlerle donatılmış hemşireler bize hizmet etti.

Oldukça yorucu, meşakkatli, sabır ve büyük fedakârlıklar isteyen bir görevleri var. Ona rağmen her zaman hastaya karşı sempatik, gülümseyen, her an şefkatle yardıma hazır ve iyilik duygusu ile dopdolular.

Hastaya ve hatta hasta yakınına hizmeti, hizmetlerin en büyüğü addediyorlar. Hayatlarını adeta onları yaşatmaya bağlamışlar.

Ve davranışlarında da öyle içten ve samimiler ki…

‘Melek’ genel anlamda güzel huy demek. Tasavvufta da kuvvet denen gücün iyiliğe yönelik olanına ‘melek’ denir. Bundandır ki, iyilikleri meleklerin yaptığı kabul edilir.

Bu tanımdan ele alındığında, Norveç ve İsveç hastanelerinde bizim karşılaştığımız hemşirelerin her biri için pekala ‘melek’ nitelemesi yapılabilir.

Sevgili eşim gece çalışanlara ‘gece meleklerim’ gündüz çalışanlara ise ‘gündüz meleklerim’ derdi.

Hastanın derdine derman olmak artık onların tabiatlarının bir parçası haline gelmiş.

Ve şu kesin ki; bu meslek sevilmeden sadece para için yapılamaz. Para için olsaydı, bir üniversite hocası, maaşı daha iyi olan akademisyenliği bırakır da hemşire olur muydu?

Adı Kiwako Okuma Nystrom. Japon asıllı…

Yaklaşık 10 yıl önce eşim, Stockholm Üniversitesi’nde Uluslararası Pedagoji mastırı yaparken onun hocası idi. Ailece tanışırdık. Evine yemeğe davet etmişti. Sonra biz bir süreliğine İsveç’ten ayrılınca iletişimimiz kopmuştu.

Yıllar sonra, hastanedeki odamıza giren hemşireyi görünce gözlerimize inanamamıştık. Tabiri yerindeyse şoke olmuştuk.

Kiwako idi.

-“Akademisyenlikten sıkıldım, bu şekilde insanlara hizmet etmekten daha büyük keyif alıyorum” demişti.

Bir dönem eşime hocalık yapan bu insan, eşimin son demlerinde ona büyük bir sevgi ve şefkat ile hizmet etmişti.

‘Görevlerini yapıyorlar, ne var bunda bu kadar büyütülecek’ dediğinizi duyar gibiyim.

Evet, görevlerini yapıyorlar ama layıkıyla ve hatta fazlasıyla yapıyorlar.

İki örnek:

Eşim ameliyattan çıkalı henüz bir kaç gün olmuştu. İlaçların etkisiyle dudakları çok sık kuruyordu. Gecenin bir saatinde hemşireden krem istemiştik. O saatte krem bulamayacağını ama çantasından kendisine ait kullanılmamış lipstick (dudak koruyucu) verebileceğini söylemişti.

“Yok” der geçersiniz. Kimse size “niye yok” deme hakkına da sahip değil. İşte o meleki hasletler burada devreye giriyor ve sizi farklı kılan da bu oluyor.

Hasta yakını olarak hastanızın durumundan etkilendiğinizden olacak, iştahınız kapanıyor, yeme isteğiniz azalıyor. Bunu fark eden o yeryüzü melekleri, görevleri olmamasına rağmen alternatifler sunarak sizi yemeğe teşvik ediyor.

Menüde yiyebileceğim bir şey olmadığını fark eden o günün hemşiresi, “size hemen bir omlet yapıyorum. Bir diğeri de ben de kendim için çorba yapmıştım. Size de getireyim” diyerek yine bu yüzlerini göstermişlerdi.

Mecburlar mıydı…

Pekala “başınızın çaresine bakın” diyebilirlerdi.

Üzülerek söylemeliyim ki burada karşılaştığım bu muamelenin onda birine, yine aynı sebepten gittiğimiz Türkiye’mizdeki hastanelerde karşılaşmadık, araya tanıdıklar sokmamıza rağmen.

Buradan Türkiye’ye dönen bir arkadaşımız “Avrupa’ya bazen sadece buradaki hastanelerde karşılaştığım seviyesiz muamelelerden dolayı dönmek istiyorum” demişti.

Ve eklemişti acıyla:

“Yurtdışında dili, dini, kültürü farklı o insanlardan gördüğümüz muameleyi burada kendi insanımızdan maalesef göremiyoruz.”

Buradaki hemşireler nasıl bir eğitimden geçiyorlar, bir hemşirenin mutlaka taşıması gereken bu güzel ahlakı nasıl ediniyorlar bilmiyorum ama, bildiğim bir şey var; dünyanın en eski mesleklerinden biri olan hemşireliğin bu seviyede yapılması şart. Ve bu anlayışın bir şekilde ülkemize taşınması da bir başka gereklilik.

Çünkü bizim insanımız da en az İsveçliler kadar bu insani yaklaşımı hak ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir