İsveç Başbakanını tünel, köprü açarken gördünüz mü hiç?

Geçtiğimiz hafta içerisinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki- Moon, İsveç’e resmi bir ziyaret gerçekleştirdi.

İsveç Başbakanı Stefan Löfven ile Suriye’de yaşanan gelişmeler, göç sorunu, küresel hedeflerin uygulanması, cinsel eşitlik ve kadınların barış görüşmelerinde yer alması gibi çeşitli konularda fikir alışverişinde bulundu.

İki lider baş başa yaptıkları görüşmenin ardından Başbakanlıkta basın karşısına çıktı.

İlk sözü ev sahibi Başbakan Löfven aldı. Dünyada yaşanan çatışma ve sıkıntılara dikkat çekerek bu zor sürece rağmen BM’nin yaptığı başarılı çalışmalar karşında etkilendiğini ifade etti. Genel Sekreter Ban Ki-Moon’un liderliğini övücü sözler söyledi.

Daha sonra söz alan Ban Ki-Moon da aynı üslupla İsveç’e, hükümetin başında bulunan Başbakan Lövfen’e övgüler düzdü.

İsveç hükümeti ve halkına, dünyanın barış ve huzuruna yaptıkları katkılardan dolayı kendisi ve BM adına en derin takdirlerini ve teşekkürlerini iletmek için İsveç’i ziyaret ettiğini söyledi.

İki liderde de ses tonu ayarlı, sakin bir üslup; iktidarlarını, kendilerini övme yok; birilerine yönelik had bildiren, herkesi hizaya getirmeye kararlı nobran bir şiddet dili yok…

Toplantı bitince Finlandiyalı gazeteci arkadaşım Anna’ya “nasıl buldunuz” diye sordum.

– “Sıradan” dedi.

Meksikalı gazeteci Jorge Navarrro devreye girdi; “Çok şey konuştular ama pek bir şey söylemediler” dedi.

Bir gazeteci açısından kullanılacak çok malzemesi olmayan bir toplantı idi.

Aklıma ister istemez bizim Türkiye’deki liderlerimiz geldi.

Konu ne olursa olsun, önce iktidarın başarısına vurgu yapar; eleştirel bir soru sorulduğunda da bilmem kaç bininci defa tekrar ettikleri; iktidara geldiklerinde şu kadar km yol yaptıkları, şu kadar havaalanı açtıklarını tekrar tekrar hatırlatır, sonrasında da muhalefet ve ya muhalif gruplara mutlaka gönderme yapar, ortada bir sorun varsa da mutlaka bir iç ve ya dış düşman bulunur ona yüklenir ve pirüpak, etkin ve mağrur bir eda ile toplantıyı bitirirler.

Çok sakin ve kucaklayıcı bir üslupla da çok etkin olunabiliyor. Yaklaşık 10 yılıdır BM’nin başında bulunan Ban Ki-Moon ismi yıllardır Forbes’in “dünyanın en etkin insanları listesi”nde yer alıyor. Demek ki güçlü ve etkin olmak için illaki bağırmak, döver gibi bir üslupla hitap etmek gerekmiyor.

Başbakan Lövfen için de kendisini ve ülkesini anlatacağı, her zaman ele geçmez bir fırsat doğmuştu. Pekala, o kadar yerli ve yabancı gazeteci bulmuşken, nüfusa oranla Avrupa’da en çok mülteciyi kendilerinin aldıklarını, bunları nasıl yerleştirdiklerini, çocuklarını okula gönderdiklerini, sağlık sisteminden yararlandırdıkları vs. dakikalarca anlatabilirdi.

Araya iktidarları döneminde yaptıkları bilmem kaç km uzunluğunda bir iki tünel ve köprüyü de ekledi mi tadından yenmezdi.

Hafızamı yokladım; bir İsveç Başbakanının köprü, tünel, yol açılışını yaptığını hatırlayamadım. Hele kitlelerin başbakanın olduğu bir açılışa sürüklendiğini hiç bilmiyorum.

İsveç’te yıllardır gazetecilik yapan bir dostuma sordum; o da hatırlamadığını söyledi. Bilge Google’a danıştım, verdiği cevap şu: Başbakan konferans, oturum açılışları hariç, en son geçen yıl Ağustos ayında Göteborg Üniversitesi bünyesinde ırkçılıkla mücadele için kurulan bir araştırma enstitünün açılışına davet edilmiş ve orada bir konuşma yapmış. Araştırma merkezinin bilimsel temellere dayanmadığını gerekçe gösteren 18 üniversite profesörü de protesto ederek Başbakanın bulunduğu açılışa katılmamış. İnsanın aklına hemen ‘Acaba hain ilan edilmişler midir’ düşüncesi geliyor, malum bu sıralar ülkemizde moda… Bakmadığım yer kalmadı ama başbakanın ağzından böyle bir ifadeye rastlamadım.

Öte yandan, bu ülkede ben şu kadar km yol yaptım, tünel açtım demek ayıp kabul ediliyor. Böyle bir şey söylenemez; zaten halk sana bunları yapman için oy veriyor. Bunu yapacağını zaten parti programında belirtmişsin, bu programın yüzde kaçının gerçekleştiğini de mecliste ara ara yetkililer zaten açıklıyor.

Bir de başbakan olarak sırf kendini rahatlatmak adına senin de bunları defaatle söylemene gerek var mı?. . Halk yaptığını görüyor zaten, bırakın halkı dünya görüyor ki, BM lideri yaptıklarına karşılık senin ayağına gelerek sana teşekkür ediyor.

Bir an, Türkiye’de benzer bir üslup kullanıldığını düşünür müsünüz? Saldırgan olmayan, muhalif her şeyden nefret etmeyen, var olan toplumsal gerginlikleri daha da tırmandırarak yeni düşmanlıklar yaratmayan, hakkaniyet ve denge kaygısı gözeten dengeli bir eleştiri dili ile siyaset yapıldığını…

Türkiye’ye neler kazandırdığını tahayyül eder misiniz?

Düşüncesi bile güzel değil mi???

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir