İsveçli politikacılar neden koltuklarına yapışmıyor?

Türkiye nefesini tutarak Milliyetçi Harekat Partisi’nin muhalif adaylarının olağanüstü kurultayı toplama mücadelesini izliyor.

Büyük bir gerginlik var.

Kongrenin yapılmaması için bin bir türlü oyun oynanıyor.

Mahkemeler, barikatlar, TOMA’lar, polis ablukaları…

Buradan bakınca anlam veremeyeceğiniz manzaralar…

Muhalifler kongre istiyor;

Çünkü, ortada ağır bir seçim yenilgisi var.

Çünkü, bir sonraki seçimde partinin barajın altında kalma ihtimali çok yüksek.

Çünkü, Bahçeli’nin artık partiye katacağı bir şeyinin olmadığı düşünülüyor.

Çünkü, partideki yılgınlığın, bitkinliğin, hayal kırıklığının ancak tabana heyecan verecek bir yenilenmeyle aşılacağı düşünülüyor.

Çünkü, …

Bu durumda ne yapılması gerekiyordu?

Genel Başkanı’nın istifa ederek, görevini partiye heyecan ve dinamizm katacak, partiyi iktidara taşıyacak bir adaya bırakması gerekiyordu.

Ancak Bahçeli koltuğunu bırakmak yerine muhalif adayları, kendisine ve MHP’ye komplo kurmakla, emaneti çiğnemekle suçladı.

Peki, benzer bir durum İsveç’te yaşansaydı ne olurdu?

Yaşandı aslında; hem de yakın günlerde…

Barikatlar, TOMA’lar, polis ablukaları olmadığı için İsveç medyasını yakından takip etmeyenler haberdar bile olmadı.

İsveç Yeşiller Partisi’nde yaklaşık bir aydır bir huzursuzluk hakimdi. Aralarında Şehircilik ve Konut Bakanı Mehmet Kaplan’ın da bulunduğu çok sayıda göçmen kökenli politikacı görevlerinden çeşitli sebeplerle ayrılmak durumunda kaldı.

Partililer, yaşanan bu gelişmelerden parti eşbaşkanı Åsa Romson’ı sorumlu tutarak ve partiyi “radikal” eğilimlilerle doldurmakla suçlayarak istifasını istiyordu.

Aynı zamanda koalisyon hükümetinde Başbakan yardımcısı ve İklim Bakanı olarak da görev yapan Romson, hiç diretmeden, kavgasız ve nizasız bir biçimde bütün görevlerinden istifa etti.

İsveç’e geldiğim 1999 yılından günümüze çok sayıda bakan ve parti başkanının istifasına şahit oldum. O tarihten buyana şu an iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti, tam dört lider değiştirdi. Ülkenin ikinci büyük partisi konumundaki Ilımlı Parti’den (Moderatlar) de başbakanlık yapan Carl Bildt ve Fredrik Reinfeldt’le birlikte Bo Lundgren de bu süre zarfında istifa eden liderler arasında…

Diğer bütün partilerde de benzeri değişimler yaşandı.

Bu ülkede istifaların arkasında kimse komplo aramıyor; size ve ya partinize darbe girişimde bulunulduğunu düşünmüyor. Lider gidince partinin çökeceği, yok olacağı kimsenin aklına dahi gelmiyor. Hiç bir lider de kendisini bulunmaz Hint kumaşı olarak görmüyor. Bir başarısızlık varsa anında sorumluluk üstleniliyor ve gereği yapılıyor.

Liderlerin bir kısmı ise sanki ‘bir sebep olsa da bulunduğum makamdan ayrılsam’ arayışında…

İsveç’te durum buyken, Bahçeli örneğinde olduğu gibi Türkiye’de politikacılar defalarca seçim yenilgileri yaşamalarına, ya da bin bir türlü şaibeli icraatlarına rağmen neden görevlerinden ayrılmayı düşünmez? Ya da neden ısrarla lider, bakan olmak ister???

Cevabı çok basit…

Ballı hayat…

İsveçli siyasiler Türkiye’deki, bırakın aktif görev yapan politikacıların imkanlarına sahip olmak, emeklilerine sunulan nimetlere bile sahip değil.

Türkiye’de cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar hatta müsteşarlar bile görevlerinden ayrılırken ve ya emekli olurken maaşları ve giderleri devlet tarafından karşılanan koruma, personel ve araç alabiliyor. Bunların sayıları bazen dudak uçuklatıyor.

Örneğin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e görevden ayrılırken tam 55 koruma 45 personel ve 18 araç tahsis edilmiş.

Kısa bir süre görev yapmış bir müsteşara bile ömrünün sonuna kadar bir araç ve bir koruma veriliyor.

İsveç’te ise aktif bakanların dahi daimi kırmızı plakalı makam araçları, korumaları yok; istihbarat teşkilatı lüzum görürse sadece belli bir süreliğine bazı bakanlara koruma tahsis ediliyor.

Evlerinin önünde 24 saat güvenliklerini sağlayan polisler yok.

İki yıl milletvekilliği yaptıktan sonra emekli hakkı kazanamıyorlar.

Konutlar, hizmetçiler verilmiyor.

Türkiye’de çok alt pozisyondaki bürokratlara dahi konut tahsis edilirken, burada şehir dışından gelen bakanlar dahi ya ev satın alıyor, ya da kiralıyorlar. Kira giderinin ise sadece 12 bin 400 krona kadar olan kısmını devlet karşılıyor.

İsveç’in batı bölgesi Värmland’dan Stockholm’e taşınan İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström de ev kiralayanlardan. Ancak, belediye işçileri sendikası Komunal’in sahibi olduğu konut şirketinden 89 metrekarelik bir apartman dairesini sıraya girmeden, usulsüz kiraladığı için geçtiğimiz haftalarda Ulusal Rüşvetle Mücadele Savcılığı, hakkında rüşvet alma iddiası ile ön soruşturma başlattı.

Wallström, hukuksal sürecin sağlıklı yürümesi için bu evden ayrılmak zorunda kaldı. Dışişleri Bakanı olması onu ayrıcalıklı kılamadı.

Burada politikacı olmak Türkiye’ye kıyasla tabiri yerindeyse tam angaryalık.

Bunu fark edip politikayı bırakanlar ise kısa sürede milyoner oluyorlar.

“Milyoner eski politikacılar” konusunu haftaya bırakalım.

 

İsveçli politikacılar neden koltuklarına yapışmıyor?” için bir yorum

  • 16 Mayıs 2016 Pazartesi tarihinde, saat 22:47
    Permalink

    Çok hoşuma giden bir yazı oldu, gelecek yazıyı sabırsızlıkla bekliyorum

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir