İsveç’te neler oluyor?

İsveç’te geride bıraktığımız günlerde tabiri yerindeyse, peşi sıra türbülanslar yaşandı.

Etkileri hala devam ediyor…

Komplo teorilerine girmeden, zahiri yönüyle bakıldığında, her şey Türk İşçi Federasyonu Başkan Yardımcısı Barbaros Leylani’nin Stockholm Sergel Meydanı’nda yaptığı bir konuşma ile başladı.

Ermenilere yönelik hiç bir şekilde tasvip edilemeyecek bu nefret içerikli konuşma, önce kendisinin istifa etmesine neden oldu.

Sonra dört kişinin daha başını yaktı…

İsveç medyasında Leylani ve bazı Türk STK’ları yetkilileri ile aynı ortamda fotoğrafı yayınlanan ve bunun üzerinden “İslamcı ve Türk ırkçı örgütlerle” ilişki içerisinde olmakla suçlanan Şehircilik, Konut ve İletişim Teknolojisi Bakanı Mehmet Kaplan istifaya zorlandı.

Kaplan ile aynı suçlamalara maruz bırakılan Sigtuna Belediyesi Eğitim ve İş Komitesi üyesi Sosyal Demokrat Partili Yasin İpek de görevinden istifa etti.

Yine Kaplan’ın Partisi Yeşiller’in üyesi İsveç İslam Gençlik Federasyonu Başkanı Yasri Shamsudin Khan, bir bayan gazetecinin elini sıkmadığı gerekçesiyle maruz kaldığı baskıdan dolayı istifa etmek durumunda kaldı.

Semenur Taşkın, henüz 22 yaşında…

Yeşiller Partisi Gençlik Kolları Eş Başkanlığı görevini yürütüyordu. Bütün bu yaşananlardan sonra kendisini İsveç siyasetinde “güvende hissetmediği ve bulunduğu yerde istenmediği hissine kapıldığı” gerekçesiyle istifasını verdi.

Yaşananlar bunlarla sınırlı kalmadı…

Bazı Türk STK’lara devlet tarafından ödenen ödenekler sorgulanmaya başlandı. Verilen yardımlar kısıtlandı.

İsveç Türk Gençlik Federasyonu’nun düzenleyeceği Gençlik Şöleni’ne (23 Nisan) sponsor olan Merkez Partisi (Center), bu gelişmelerden sonra desteğini çekti.

Partiden yapılan açıklamada “faşist bir organizasyon ile ilişkili görünmek istemiyoruz” denildi.

Bu ülkede yaşanacağına ihtimal veremeyeceğiniz gelişmeler…

İsveç’te medya baskısı ile istifalar hep vardı, hem de en acımasız haliyle oluyordu. Ancak bu kadar çiğ ve zorlama sebeplerle görev bıraktırmalara şahit olunmadı.

Mehmet Kaplan gençliğinden bu yana hep, toplumda kabul gören bazı İslami hareketlere yakın oldu. İsveç Genç Müslümanlar Birliği gibi bir kısmında da yöneticilik yaptı. Bunu hiç bir zaman saklama ihtiyacı da hissetmedi. Siyasete buralarda edindiği tecrübelerle girdi. Bu ülkede 15 yıla yakın bir süredir siyaset yapıyor. İki dönem milletvekilliği, bir buçuk yıl kadar da bakanlık yaptı. Bu süreçte zaman zaman bazı çıkışları ile eleştirildi ancak ona “radikal İslamcı ve ya ırkçı” demek vicdansızlık olur.

Hele programlarına katıldığı STK’lara yöneltilen suçlamalar, akla ziyan…

“Irkçı”, “aşırı milliyetçi”, “faşist”, “faşist terör örgütleri”, “İslamcı”, “aşırı İslamist”…

İsmi geçen bu STK’lar bu ülkenin yasaları ile kurulmuş ve yıllardır bu ülkede hizmetler veriyor. Bu ülkenin makamlarınca denetleniyor. Karıştıkları kriminal bir suç yok. Bildiğim kadarıyla yukarıda sayılan suçlamalardan dolayı aldıkları bir cezaları yok.

Hal böyle olunca, son iki hafta içerisinde yaşanan gelişmeler insanı endişelendiriyor.

İster istemez “İsveç’te neler oluyor?” sorusunu akla getiriyor.

Çünkü İsveç bu değil; böyle olmamalı…

Bu yaşadıklarımız İsveç’in dünya çapındaki; etnik köken, din, dil, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların aynı haklara ve özgürlüklere sahip olduğu; demokratik imajına uymuyor.

Politikacılar tabii ki STK’ların etkinliklerine, yemeklerine katılacaklar. Bu onların asıl vazifeleri arasında.. Söz konusu göçmen kökenli bir STK ise bu daha büyük önem arz ediyor. Uyum ya da popüler tabiri ile entegrasyon ancak böyle etkileşimlerle hız kazanır. İki taraf, ancak böylesi ortamlarda bir birlerini daha iyi tanıyabilir. STK’lar bu ülkenin bir parçası olduğunu bu sahip çıkmalarla hissedebilir.

Politikacıların Müslüman STK’ın iftar yemeklerine katılmaları Almanya, Fransa Avusturya gibi ülkelerde on yılı aşkın bir süredir yaşanıyor. Bir çok ülkede bu katılımlar cumhurbaşkanı, başbakan, meclis başkanları seviyesinde oluyor.

İsveç’te ismi geçen aynı STK’lar oralarda da var. Onların etkinliklerine de o seviyede katıldıklarına bizzat şahidim.

Bunu, Mehmet Kaplan’a yapılan şekli ile değerlendirirsek, bütün bu ülkelerin bu en üst düzey yöneticileri, “radikal İslamcılarla”, “faşistlerle” bir araya geliyor, onlara destek veriyor demektir.

Absürt…

Asıl, yetkililer kendilerini bu legal yapılardan soyutlarlarsa, onları gettolarına terk ederlerse marjinal, radikal oluşumların filizlenmesine zemin hazırlarlar.

En büyük tehlike de Semenur Taşkın gibi genç neslin kendisini bulunduğu yerde istenmediği hissine kapılması ile ortaya çıkacaktır.

İsveç buna izin vermemeli…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir