Kimine göre…

Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu. 20. yüzyıla damgasını vuran belli başlı liderlerden biri olan Castro bazı kesimler tarafından sakalı, purosu ve haki üniformasıyla Batı’ya kafa tutan bir devrimci olarak algılanıyor. Gerçekten öyle mi?

Hiç şüphesiz, Castro sosyalist idealleri seslendiren bir politik söyleme sahipti. Siyasi programında daha çok zayıf, ezilmiş ve haksızlığa uğramış kesimlerin sıkıntılarına ve çözüm önerilerine yer veriyordu. Söyledikleri maddenin putlaştırıldığı bir dünyada oldukça insani denebilir. Peki, ama bu söylemler gerçekten hayata geçti mi yoksa sadece hoş ve güzel temenniler olarak mı kaldı?

Kapitalizmin ağa babası ABD’nin dibinde, Batı yarıkürenin ilk Marksist olduğunu söyleyen devletini kurdu, yakın işbirliği içine girdiği tüm Sovyet liderlerinden daha uzun ömürlü oldu ve dünyanın en uzun süre iktidarda kalan komünist lideri unvanını kazandı.

Başarılı bir gerilla savaşı verdikten sonra ‘komünist değilim’ dedi ve 1959’da iktidara geldi. Sonrasında Marksist-Leninist bir siyasi program uygulamaya başladı. Kendisini destekleyen bazı liberaller ihanete uğradıklarını söylese de, Fidel Castro adım adım programını uygulamaya koydu ve Sovyetler Birliği’ne kucak açtı.

Bu dönemde binlerce siyasi muhalif ya hapse girdi veya çareyi yurt dışına kaçmakta buldu. Muhaliflerin despotça ezilmesine rağmen Küba halkının çoğunluğu Fidel Castro’yu bağrına basmayı sürdürdü. Birçok Kübalı, Fidel Castro’nun yönetimi sırasında sunulan ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlandı.

Fidel Castro, 80’inci yaş gününü kutlamaya birkaç gün kala, Ağustos 2006’da bağırsak kanaması geçirerek ameliyat oldu. Ve 1959 yılında başbakanlık koltuğuna oturmasından beri geçen 47 yıl zarfında ilk kez yetkilerini geçici olarak birine devretti. Bu kişi, kardeşi Raul Castro’ydu. İktidar bir Castro’dan diğerine geçti.

Aralık 2014 ise Küba ile ABD arasındaki ilişkiler açısından yeni bir dönüm noktası oldu. ABD Başkanı Barack Obama, yaklaşık 50 yıl sonra Küba’ya uygulanan ambargoları kaldırdı. İki ülke karşılıklı olarak büyükelçiliklerini yeniden açtı. Castro, bu adımı  olumlu olarak tanımladı ancak ABD devletine güvenmediğini de sözlerine ekledi.

1959 yılından beri ülkesinin kaderine hükmeden Castro bazılarınca Küba’yı yeniden halkına veren lider olarak kabul ediliyor. Ancak Küba halkının yüzde 70’i hayatları boyunca Castro’dan başka devlet başkanı görmemiş. Bazıları içinse Küba demek Castro demek. Sanki Küba’da başka insanlar yaşamıyor!

Geçen hafta itibarı ile dünyanın en uzun süre iktidarda kalan ve en sıra dışı liderlerinden biri olan Castro öldü ve kimine göre devrimci, kimine göre diktatör…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir