Narsisizme dikkat!

Son yıllarda artan narsisizm hastalığından çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz? Soruya belki bir çırpıda cevap verilebilir: Aşırı övgüden kaçınarak. Ama bu o kadar kolay değil. Her şeyde olduğu gibi sağlıklı şahsiyet gelişiminde de denge ve doz önemli.

Malûm aşırı narsisizm kişilik bozukluğuna yol açıyor. Vikipedi’den özetle evvela şu bilgilere bir bakalım: “Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde erir ve çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bağdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile hak etmiş sayarak en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarını anlayamazlar. Sanki her şey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun her şeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bağdaşmayan, başkalarının zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında öfkelerine hakim olamaz ve saldırganlaşırlar.“

İşte çoğu kez farkında olmadan çocuklarımıza yardımcı olalım derken böylesi kişilik bozukluklarına da vesile olabiliriz. Zaten çocuklara olumsuz tesirleri olan davranışları farkında olmadan sergileriz hep. Hollanda’daki konuyla ilgili bir araştırma ebeveynleri uyarıyor. Çocuklarımıza sıcak kalpli yaklaşalım, ama onları aşırıya varacak kadar övme, sürekli benliklerini okşayarak değer verme yoluna sapmayalım, deniyor kısaca. Elbette sevgi işin özü. Duygusal sıcaklık kendine güveni de geliştiriyor. Ama enaniyetini okşama, narsistik duyguları köpürterek, her şeyin merkezine kendini oturtmayı netice verebiliyor. Burada ‘kendine güvenme’ kavramı masum şekilde geliyor insana, ama sınır aşıldığında narsistik yansımaları olabiliyor. Dolayısıyla kendine güvensin diye yapılan övgünün niteliğini ve dozunu ayarlamak şart.

Anne-babalar elbette çocuklarını övebilir, başarıları üzerine konuşabilirler. Ancak sınırı aşmamak kaydıyla. Bilhassa global tüketim kültürünün empoze ettiği aşırı bireycilik veya çarpık birey anlayışı zaten belli oranda narsistik duyguları teşvik ediyor. Bir de ev ve çevre ortamında övgünün dozajı iyi ayarlanamadığında veya belli ölçüde aşağılık kompleksi söz konusuysa egonun daha da pişmesine yol açabiliyor.

Burada kendine güvenle egoist duyguların egemen hale gelmesi arasındaki farkı görmezden gelemeyiz. Dengeli şekilde övgüye, kabule, onore etmeye evet, ama sadece kendini merkeze koyan egoist, narsist duyguların egemen hale gelmesine hayır. Her işte olduğu gibi insanın mahiyetine dercedilen bu duyguların da ortasını bulmak, orta bir yol takip etmek en verimli olanı.

İnternet ortamında herkesin kendini gösterme eğiliminin gittikçe yaygınlaştığı bir hengamede orta yola, sükunete, ahlaki değerlerimize, kötü yönlerimizin tadil edilmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

Çocuklarımızın beceri ve başarılarını övelim, motive etmeye çalışalım… fakat dengeli şekilde, dozunu iyi ayarlayarak.

Başta ne dedik: Bu o kadar kolay değil. Okuyarak, önümüze bir hedef koyup kendimizi eğiterek orta yolu bulabiliriz. Men talebe ve cedde, vecede… vesselam.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir