Ne kadar çok kadın, o kadar çok barış

İsveç, İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız olmasına rağmen, o dönemde büyük kahramanlar çıkarmış.

Diplomat Raoul Wallenberg bunlardan biri. 

Aristokrat, zengin bir aileden geliyordu; oldukça varlıklıydı. 

1941 yılında, Hitler’in işgalindeki Macaristan’da kurulan Nazi ölüm kamplarındaki Macaristan Yahudilerini kurtarmak için düzenlenecek operasyonu yönetme görevi kendisine teklif edilince düşünmeden kabul eder. 

Bütün varlığını geride bırakarak, Macaristan’a gider ve burada 10 binlerce Yahudi’nin hayatını kurtarır. Savaşın bitiminde ajan olduğu gerekçesiyle Sovyet birlikleri tarafından tutuklanır. Akıbetinin ne olduğu günümüzde halen esrarını koruyor. 

Stockholm’de adına bir vakıf kuruldu. 

Stockholm Raoul Wallenberg Academy, nefret, hoşgörüsüzlük ve yabancı düşmanlığına karşı çalışmalar yürütüyor. Ve bu konularda bilinç oluşturan kişilere her yıl Wallenberg anısına ödüller veriyor. 

Folke Bernadotte bir başka isim…

Wallenberg ile aynı dönemin insanı. 

İsveç Kralı V. Gustaf’ın yeğeniydi. Orduda binbaşı rütbesine kadar yükselir. II. Dünya Savaşı’nda İsveç Kızılhaç Örgütü’nün başkanlığını yapar. Daha sonra diplomat olarak bulunduğu Almanya’da, Wallenberg gibi o da toplama kamplarında binlerce kişiyi kurtarır. 

1948’de dönemin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri bir telefonla ona Filistin ile İsrail arasında BM adına arabuluculuk yapması teklifinde bulunur. Bir savaş bölgesinden Stockholm’e yeni dönmüştür. Bir başka çatışmalı bölgede ona vazife düşmüştür. Soluğu Filistin’de alır. 

Bu vazifesiyle BM’nin ‘ilk arabulucu’su unvanını alır.

Arap ülkeleri ile İsrail’in BM ateşkes kararını gönülsüzce de olsa kabul etmesini sağlar. Filistinli mültecilerin İsrail Devleti’nin işgali altındaki yurtlarına dönme izni verilmesini önerdiği için radikal İsraillilerin sevmediği adam ilan edilir. Ve nihayetinde bir barış görüşmesinden dönerken aşırı Yahudi militanlarca öldürülür. 

Folke Bernadotte adına da Stockholm’de bir vakıf kuruldu. 

Folke Bernadotte Academy de Folke’nin misyonuna uygun, dünya çapında barış, güvenlik ve kalkınma konularında faaliyetler yürütüyor. Savaşın parçaladığı toplumların yeniden inşasına yönelik kayda değer çalışmaları mevcut. 

İsveç, Folke’den sonra da bu arabuluculuk misyonunu hep sürdürdü. Bu alandaki başarısı ve tarafsızlığı ile de hep tercih edilen ülke oldu. 

Geçtiğimiz hafta bu yönde yeni bir adım daha attı. 

İsveç Kadın Arabulucular Ağı’nı kurdu. 

Bu ağın etkinliğini artırmak için Folke Bernadotte Akademi’nin organizatörlüğünde İsveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström, Stockholm’de “barış süreçlerinde kadınların rolü” konulu uluslararası üst düzey bir toplantıya ev sahipliği yaptı.

İki gün süren toplantıda, farklı ülkelerinden gelen dünyanın en iyi kadın barış arabulucuları, BM, AB temsilcilerinin yanısıra, STK ve çeşitli ülkelerin hükümet temsilcileri kadının barış süreçlerinde ve arabuluculuktaki rolünü tartıştı. 

Toplantının ikinci günkü kısmına ben de gazeteci olarak davetliydim. Salonda dünya çapında tanınan, Nobel Barış Ödülleri almış kişilerin de aralarında bulunduğu önemli isimler vardı. 

Bakan Wallström burada bir konuşma yaptı. 

Geçtiğimiz yıl dünyanın 40 ülkesinde savaşların, iç çatışmaların yaşandığını söyledi. Suriye’deki çatışmalarla savaş kaynaklı ölümlerin rekor düzeye çıktığının altını çizdi.  

Dünya genelinde yaşanan çatışma ve zulümlerden her gün ortalama 42 bin 500 kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını vurguladı. Ve bunların topraklarına geri dönmesinin ortalama 17 yıl aldığını kaydetti. Çok sayıda kişinin de ömür boyu evlerinden, ülkelerinden ayrı kaldığını söyledi. 

Wallström, savaş ve barış dönemlerinde kadının rolünün önemine de dikkat çekti. 

BM Güvenlik Konseyi’nin 15 yıl önce aldığı karara rağmen, kadınların hala uluslararası arabuluculuk ve resmi barış süreçlerinde çok küçük oranda temsil edildiğini söyledi. Bakan bazı rakamlar verdi; son 20 yılda müzakere masasına oturan kadınların oranın yüzde 10’nun altında olduğunu ve barış antlaşması imzalayanların oranının ise yüzde 4 olduğunun altını çizdi. Kadın baş arabulucuların oranın ise sadece yüzde 2 olduğuna dikkat çekerek, bu konuda bir değişime ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

Wallström, yapılan araştırmalar, kadınların dahil edildiği müzakerelerin barış ile sonuçlanması olasılığını arttırdığını ortaya koyduğunu söyledi. Dünyada yapılan barış antlaşmalarının ise yarısının ilk beş yıl içerisinde bozulduğuna sözlerine ekledi.

Sürdürülebilir barışın tesisinde kadının rolünün önemine inanan İsveç hükümetinin, bu sebeple İsveç Kadın Arabulucular Ağı’nı kurduğunu kaydetti.

Bu Ağ, uluslararası diğer kadın arabulucular networkları ile de koordineli çalışacak.

Yani, ne kadar çok kadın, o kadar çok barış…

Umarım hayırlara vesile olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir