Olof Palme…

İsveç’in efsanevi Lideri Olof Palme’nin bir suikasta kurban gidişinin üzerinden tam 30 yıl geçti.

Geçtiğimiz Pazar günü ölüm yıl dönümüydü. İsveçliler her yıl olduğu gibi bu yıl da onu mezarı başında andı.

İsveç, yakın tarihinde iki değerli politikacısını suikasta kurban verdi.

Bir bıçaklı saldırı sonucu öldürülen İsveç eski Dışişleri Bakanı Anna Lindh için İsveç’in ünlü sanatçısı Anders Olof Wendin, “O, sahip olamadığımız en iyi başbakandı” ifadesini kullanmıştı. Anna Lindh ile aynı kaderi paylaşan Olof Palme için de “O, sahip olduğumuz en iyi başbakandı” ifadesini kullanan binlerce insan var.

Sadece İsveç’te değil, dünyada saygı duyulan bir liderdi.

Halktan biriydi.

Doğaldı.

Halk içinde dolaşmayı, metro ile seyahat etmeyi, bisiklet ile işe gitmeyi sever ve bunu sık sık yapardı.

Halkla temasını azaltır diye koruma istememişti.

28 Şubat 1986 gecesi eşi ve oğlu ile Stockholm’deki bir sinemadan çıkmış, eve gitmek için yakındaki metro durağına doğru yürürken uğradığı silahlı bir saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen cinayet hala aydınlatılmadı.

Olof Palme, 1927 yılında Litvanya göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Stockholm’de dünyaya geldi.

O da Lindh gibi erken yaşlarda siyasete girdi. Sadece bu değildi ortak özellikleri…

İkisi de mücadeleci bir kişiliğe sahipti. İkisi de iyi birer hatipti.

Lindh gibi Palme de hukuk okudu.

İkisi de insan haklarının yılmaz savunucusu, mazlumların dostu idi.

İkisi de sosyal demokrattı.

Palme, 1957 yılında milletvekili seçildi; Ulaştırma ve İletişim Bakanlığı ile Eğitim ve Kültür İşleri Bakanlığı yaptı. Dönemin Başbakanı Tage Erlander’in ölümünden sonra İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi Başkanlığı’na getirildi ve sonrasında İsveç Başbakanı seçildi.

Başbakan olduğunda henüz 42 yaşındaydı. Avrupa’daki en genç başbakandı. 1969-76 ve 1982-86 yılları arasında 11 yıl süreyle Başbakanlık yaptı.

Başbakanlığı döneminde komünizm ve kapitalizme alternatif olarak sosyal refah sistemini savundu. Dünyanın yaşanabilir bir yer olması için sosyalizmin ulusal boyuttan, evrensele açılması gerektiğine inanıyordu. Bunun için üçüncü dünya ülkelerinin ekonomik durumunun düzeltilmesine katkı sağlanması, ırksal ayrımcılığın son bulması ve ABD gibi güçlü ülkelerin yayılmacı politikasından vaz geçmesinin elzem olduğunu söylüyordu. Ve bu yolda büyük bir mücadele verdi.

Bir Birleşmiş Milletler toplantısında, Amerika’nın Vietnam politikasını ağır sözlerle eleştirmişti. Amerika’dan ziyade Sovyetlere daha yakın bir çizgideydi.

Güney Afrika’daki beyaz ırkçı rejime karşı çıktı; Nelson Mandela’nın serbest bırakılması için yoğun çaba gösterdi. Filistin halkının mücadelesinin yakın destekçisiydi. ABD’nin tepkisine rağmen Filistin Kurtuluş Örgütü Lideri Yaser Arafat’ı, Devlet Başkanı sıfatı ile İsveç’e davet etmişti. Başta, Küba Devlet Başkanı Fidel Castro olmak üzere, Nikaragua, Vietnam, Angola ve daha bir çok anti-Amerikan devlet liderleri ile yakın ilişkiler geliştirdi.

Palme döneminde İsveç, refah devletin nimetlerini yaşıyordu. Ekonomik olarak zirvelerdeydi. Sorunlu ülke halklarına ülkenin kapılarını açmış, özellikle politik göçmenlere sığınma hakkı tanımıştı.

Cinayetiyle ilgili çok şey yazıldı; çizildi.

Dünya meselelerine çok ilgili olması; dünyadaki nükleer ve kimyasal silahların ortadan kaldırılması için verdiği çabasının emperyal güçleri rahatsız ettiği ve bu sebeple ortadan kaldırıldığı çok sık vurgulanıyor.

Zaman zaman cinayeti PKK’nın işlediğine dair cümleler telaffuz edildi. Eski JİTEM elemanı ve PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan, Olof Palme’nin katilinin PKK ve Ergenekon tetikçisi Ekrem kod adlı Hıdır Sarıkaya olduğunu iddia etti. Ancak bunu kanıtlayacak bir delil ortaya koyamadı.

Cinayetin, uyuşturucu tacirleri ve silah tüccarları tarafından işletildiği öne sürenler de oldu. Ancak bugüne kadar bu cinayet, “faili meçhul” olarak kaldı.

Palme üzerine detaylı okuma yapmak isteyenlere tarihçi, gazeteci ve yazar Henrik Berggren’in kaleme aldığı Olof Palme biyografisini tavsiye ederim. Kitabı İsveç’te yaşayan Turhan Kayaoğlu, yaptığı mükemmel çeviri ile Türkçeye kazandırdı. 600 küsur sayfalık bu eserde Palme’nin hayat hikayesiyle birlikte, İsveç’teki sosyal demokrasi evrimini de okursunuz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir