Sevgiliye ulaştıran sevgi -1-

Bir hayattır yaşıyoruz. Hedeflerimiz, beklentilerimiz, hayallerimiz var. Selin önünde yuvarlanan ağaçlar misali sürüklenip duruyoruz gündelik hayatta.

Dünya denilen meşher yüce Yaratıcı tarafından yaratılmış bir sanat eseriyken; zaman zaman bir noktası dikkatimi çekse de o sanattan, o muhteşem eserlerin her an sanatkarını gösteren büyüsünden habersiz yaşıyorum.

Bunca zaman yaşadığım gibi hayatı yüzeysel, farkında olmadan yaşamak istemiyorum. O yüzden zaman zaman bana etki eden yaşadığımız hayatta işlevi olan kavramları bir daha düşünmeye çalışıyorum.

Geçen haftalarda dikkatimi çeken bir iki olaydan hareketle ‘sevgi’ konusunu düşünmeye çalıştım. Sevgiyi bilmiş, yaşamış ve insanlara öğretmiş Allah dostlarının eserlerine biraz daha dikkat ettiğimde sevginin hayatın tam ortasında olmazsa olmaz, bir kavram olduğunu gördüm.

Üstad Said Nursi hazretleri “Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur. Sevgi kâinatın esası, gayesi ve yaratılış sebebidir.” (Sözler 322) ifadesi sevginin hayatın içindeki konum ve değerini ifade etmeye yeter de artar bile..

Peki ya bizler; hayatımızda sevginin yeri neresi, daha doğrusu neresi olmalı?

Öncelikle insan olarak kapasitemizi bilmek gerek ki sevgiyi hayatımızda olması gerekli yere koyabilelim.

”Ve bu küçük insanın küçücük kalbinde kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hafıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.” (Lem’alar 62)

’İnsan kâinatın en câmi bir meyvesi ve mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadar olduğu için, kâinatı kapsayacak bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine yerleştirilmiş.’ (Lem’alar 20)

Demek insan kalbi kâinatı içine alabilecek kadar kapasitede, ve o kadar sevgiyi içinde taşıyabilecek kadar mükemmel yaratılmış.

Ne kadar güzel değil mi bu kadar özel bir kalbe sahip olmak, herkesi, herşeyi, her zaman sevebilmek?

Güzel ama ne yazık ki böyle bir kalbe sahip olmak yetmiyor. Kalbe sahip olmaktan çok onu kullanmak, onunla herşeyi sevmek, onu sevgiye ulaştırmak daha önemli.

Tam da bu noktada; ”Böyle muhteşem kapasiteye sahip bir kalp sana verilmiş, kainat dediğimiz meşherde başdöndürücü sanat eserleri her yeri kaplamış iken, mahiyeti itibariyle kainatın en câmi bir meyvesi ve fihristesi olan insana bu sevginin ne kadarını verdin?” denilse bu sorunun cevabını veremeyeceğim.

Ama bu cevabı vermem, daha doğrusu bu cevabı verecek kadar sevgiyi yaşamam gerekiyor. Değilse kalp gibi, bize sunulmuş yaşam nimeti de selin önünde yuvarlanan kütük misali gündelik hayat nehirinde akıp boşa gidecek.

Bu hafta yerimiz bu kadar, ben de daha az kelime ile konuyu beyan edemedim. Benim kapasitemin üzerimde bir konu ancak bir kere yazmaya başlamış bulundum.. (O yüzden haftaya devam edecek)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir