Sevgiliye ulaştıran sevgi -2-

Bir hafta önceki yazımızda “Muhabbet, şu kâinatın esası, gayesi ve yaratılış sebebidir. Yüce Allah dünya denilen meşheri büyülü bir sanat eseri olarak yaratmıştır. İnsanın kalbi kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.” diyerek insan kalbinin kapasitesi ve muhteşem yaratılışına dikkat çekmiş, böyle muhteşem bir kalp, olağanüstü kapasitesi ile sana teslim edilmiş, peki ya sen bu sevginin ne kadarını kullanabildin diye sormuştuk..

Sevemiyoruz, gerçek, derin ve sonsuzluğa uzanacak bir sevgi ile birbirimizi ve varlığı sevemiyoruz. Sevgimiz maalesef yüzeysel.

Ben de bu durumdan çok muzdaribim.

Sevmesini bilmiyoruz belki de; zira korteksimizde Allah inancı yeteri kadar yerleşmiş değil. Mahlukata ve olaylara kendimiz adımıza bakıyor, kendimiz için seviyoruz. Oysa Allah’ın varlığını vicdanımızın ta derinliklerinde duyabilsek; varlığa O’nun adına bakabilecek, O’ndan ötürü sevecek, yapacaklarımızı da O’nun için yapabileceğiz.

O’nun için sevmediğimiz hiçbir şey bizi O’na götürmüyor, götüremiyor..

Zira bizi Allah’a yaklaştıran şeyler sadece O’nun için yaptıklarımız.

Baki’ye yönelen baki oluyor. Gerisi fani olduğu için madde aleminde kalıyor.

O halde ne yapmalıyız? Derdimize nasıl derman bulup, gerçek sevgiye ulaşmalıyız?

Bana göre gerçek sevgi insanın elinde olmadan sevdiği şeylerde değil de, iradi olarak sevebildiklerinde aranmalı. İnsan önce Allah’ı sevmeye yönelmeli; sonra her şeyi Allah’tan dolayı sevmeli, ‘değil mi ki Allah yarattı’ deyip kalbini bütün varlığa açmalı.

Bu sayede kalp kainattaki bütün her şeyi sevebilir. Allah’a ulaştığı için sonsuzlaşır, kapasitesi bütün yaratılmışlara yeter.

Temel sorunumuz Ebedi sevgilinin farkında olmamamız, dolaysıyla da sonsuz sevgi ve sevgiliye karşı müstağni kalmamızdır. En küçük menfaatlerin bile peşine düşerken; var olmamıza temel teşkil eden sevgiyi aramamamızdır.

Aramadan bulunan, hedeflemeden ulaşılan hangi değerli şey var ki yüce Sevgili bulunsun? Hem o Yüce sevgi aramayana, gayret etmeyene neden verisin ki?

Önce böyle bir sevgiliye inanmalı daha sonra da onu armaya başlamalı. Bir taraftan iç dünyamıza yönelirken diğer taraftan da her şeyi O’nun yarattığını düşünerek yarattığı şeylerin güzelliğinden hareketle Yüce yaratıcıya yürümeliyiz.

İç dünyamıza yönelirken de öncelikle kalbimizi gözden geçirmeliyiz. Kalbimizde sevgi mi hakim, yoksa nefret mi, eleştiri mi ya da dağınıklık mı? Kalpte sevgi varsa, nefret ve eleştiri olmuyor; nefret ve eleştiri varsa da sevgi olmuyor. Dağınıklık ise konsantreyi bozarak hedefe yürümemizi güçleştiriyor, gerçek sevgiliyi gölgeliyor demektir.

İlk adım olarak tövbe edip, günahlarla kirlettiğimiz kalbimizi temizlemesi için Rabbimize yalvarmalıyız. Sonra da bir taraftan inancımızı güçlendirecek eserler okurken, diğer taraftan imanın Nuru ile Rabbimizi bize tanıtan Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimiz (sas) ve kainat kitab-ı kebirini okumalı, onu daha yakından hissedebilmek için O’na ibadet etmeliyiz.

Daha sonra ise kalbimizi dağınıklıktan kurtarmak için hiçbir fani sevgilere prestij etmemeliyiz.

Problemlere değil Allah’ı sevmeye odaklanmalıyız. Odaklanmalıyız ki; zaten O’na ulaştıktan sonra bütün problemler çözülmüş, dünyadayken cennet hayatı başlamış olur.

Böyle yola çıkarsak, ümit edebiliriz ki, Allah da bizi yarı yolda bırakmaz..

Ne diyeyim?.. Dedim ya ben de kendi halimden muzdaribim.

Allah bize kendisini duyursun, ruhumuzu kendisiyle doyursun, ihlas versin! Mâhiyet-i nefsü’l-emriye ile kendini tanımayı, dünyaya gelişimizin hakkını vermeyi nasip etsin. Gerçek sevgiye ulaşmadan canımızı almasın!. Amin..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir