Su testisi kırılmadan…

İsveç, dünyanın en seküler ülkelerinden biri kabul ediliyor. Diğer taraftan nüfusuna oranla, Orta Doğu’dan en fazla mülteci kabul eden bir Avrupa Birliği (AB) ülkesi.

Sadece geçen yıl 160 bini aşkın mülteci geldi ülkeye. Bu insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasından da öte topluma entegre edilmesi önemli bir mesele olarak ülkenin önünde duruyor.

Peki, bu mesele nasıl suhuletle çözülecek? Ülke bu kadar sayıda mülteciyi nasıl topluma kazandıracak?

Burada on yılları bulacak bir süreçten bahsediyorum. Yoksa günü kurtarmaya yönelik palyatif çözümlerle ilgilenmiyorum ve bu geçici çözümlerin sadece sorunu ötelediğini düşünüyorum.

Bu noktada en önemli soru mültecilerin uzun vadede ülke için bir güvenlik ve huzur sorunu olup olmayacağı…

Bu soruna somut bir örnek vermek gerekirse 2013 yılından itibaren İsveç’ten İŞİD’e 292 kişi katılmış. Bu sadece resmi makamlarca tespit edilebilen rakam. Zannımca gözden kaçan veya bilinmeyenlerle beraber bu daha yüksek bir rakama tekabül eder.

Genel itibari ile radikal siyasal İslam ideolojisine sahip bu kişiler İsveç vatandaşı olmalarına rağmen, İsveç’te uzun yıllar yaşamalarına rağmen İŞİD gibi dünyanın gözü önünde çekinmeden kan dondurucu vahşetler irtikap eden bir örgüte katılabiliyorlar.

Bu demektir ki İsveç bu insanlara fazla bir şey verememiş. Bu insanların düşünce dünyalarına nüfuz edip radikal yönlerini törpüleyememiş.

Ancak geleceğin dünyasında huzurlu yaşamak için, dünyayı medeniyetin olmadığı bir kin, nefret, intikam yurdu haline getirmeye çalışan bu ideoloji ile entelektüel anlamda ciddi bir mücadele şart.

Kaldı ki şiddet ve vahşetin gençleri çeken menhus cazibesini iyi kullanan bu radikal ideolojiye çocuklarını kaptırma korkusuyla yaşayan birçok göçmen kökenli aile de var ve bu korkuyla baş başa yaşama durumunda bırakılıyorlar.

Dolayısıyla su testisi kırılmadan bu radikal ideolojiye karşı entelektüel setler oluşturmalı. Yeni jenerasyonların nefreti değil sevgiyi, intikamı değil affetmeyi tercih eden sadece kendini değil bütün insanlığı düşünerek hareket edecek evrensel bir anlayışla yetişmesi hedeflenmeli…

Bu çerçevede yerel ile global olanı harmanlama anlamına gelen glokalleşme akımının bu sevgi anlayışı üzerine bina edilmesinin hayati olduğu son derece açık…

İyi haftalar diliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir