Sürgünden Eurovision’a

‘1944’ isimli şarkısıyla birinci olan Kırım Tatar Türkü Jamala, yarışma öncesi Selahattin Selvi’ye röportaj verdi.

Jamala’nın şarkısı, Kırım Tatar Türklerinin vatanlarından sürgün edilmelerini ve yaşadıkları büyük trajediyi anlatıyor. Ukrayna Eurovision finalinde jürinin birinci seçtiği Jamala, SMS yoluyla yapılan halk oylamasında da yüzde 37 destekle Ukrayna’yı temsil etme hakkı kazanmıştı.
Jamala Kırımlı bir Tatar Türkü. Küçük Uzen’den, Aluşta’ya çok uzak olmayan bir köyden… Fakat doğduğu yer 1983 yılında Kırgızistan. İkinci Dünya Savaşı sırasında düşmanları Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Kırım Tatarları için 18 Mayıs 1944’te 200 binden fazla kişi başta Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan olmak üzere Sovyetler Birliği’nin dört bir yanına sürgün edildi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Ukrayna bağımsızlığını kazanınca vatanı Kırım’a döndü. Müzikle ilgili ilk bilgilerini bir koro şefi olan babasından aldı. Ailesinin sürgün olarak bulunduğu Özbekistan’dan Kırım’a döndüklerinde babası müzik yaparak ailesini geçindiremeyeceğini anladı. Çiçek ve sebze yetiştirip bunları satarak geçimlerini sağlamaya çalıştı.
Bugün Eurovision’da Ukrayna’yı temsil edecek bir başarısı varsa bunu en çok babasına borçlu. Kızına karşı oldukça şefkatli olan baba, eğitim söz konusu olduğunda ciddi ve taviz vermeyen bir disiplini varmış çünkü.
Türkiye’nin yer almadığı Eurovision Şarkı yarışmasında Türk halkının desteğini ve sevgisini bekliyor. Bundan sonraki hayatında da müzik icra etmek ve yaptığı müziği dinlemek isteyen herkesle paylaşmak…

-Size ait bir şarkı Eurovision elemelerinde birinci oldu. Stokholm’de Ukrayna’yı temsil edeceksin. Böyle bir sonucu bekliyor muydun?
Eğer bir yarışamaya katılıyorsam, o yarışmayı kazanmayı hedeflerim. Eurovision da buna dâhil. Tabi ki özellikle finaldeyken sahneye çıkıp jürinin ilk sırayı ‘The Hardkiss’e verdiğini duyduğumda tereddütlerim vardı. Fakat şarkımın televizyon izleyicisinden bu kadar fazla ilgi göreceğimi düşünmemiştim. Yalnızca, ülke seçmelerindeki galibiyetim büyük haber olur ve şehirde bir konuşma konusu haline gelir diye düşünmüştüm.

-Ukrayna Eurovision elemelerine 2011 yılında da katılmıştınız. O zamandan bugüne neler değişti? ‘1944’ şarkısının öncekinden farkı ne?
Ukrayna’yı 2011’de temsil edememiştim. Ülke seçmelerine katılmıştım. O yıl, jüri yolsuzluğa karışmış ve halk oylaması tahrif edildiği için büyük bir skandal olmuştu. Eğer her şey adil bir şekilde gitseydi o yıl da kazanırdım diye düşünüyorum. 1944, Smile’ın (2011’de söylediğim şarkının) tam bir zıttı. Zıt bir duyguyu temsil ediyor ve müzik stili olarak da farklı bir yerde duruyor. 1944 insanları önemli şeyler üzerine düşünmeye teşvik eden sözleriyle daha derin bir şarkı.

-Sözler ve beste nasıl oluştu? Bu süreci biraz detaylandırabilir misin?
Bu şarkıyı bir buçuk sene önce yazdım. Çıkış noktası çocukluğuma dayanıyor. Bu şarkı, ben küçükken büyük büyükannemin bana anlattığı bir hikâyeden esinlenildi. Şarkı ailemizin ve tüm Kırım Tatarlıların 1944 yılında başına gelen trajedi hakkında. Anlatmak istediğim, Kırım Tatarların Kırım’dan Orta Asya’ya sürgünü. Haftalarca yemek ve su olamadan tüm insanları sanki hayvan gibi yük trenlerine dolduruldular. Hayatta kalamayanlar dışarı atıldı ve yerde yatarken bırakıldı. Büyük büyükannem de bir kızını böyle kaybetmiş. Bununla birlikte, 1944, Holokost gibi geçmişte kendi korkunç trajedileri olan bütün insanlar hakkında. Gelecekte de bunları hatırlamalı ve asla bunlardan kurtulduğumuzu unutmamalıyız. Bu mesajı olabildiğince çok insana ulaştırmak istiyorum.

-Güçlü bir sesin var, farklı müzik türlerini arasında geçiş yapabiliyorsun. Becerilerini geliştirmek için özel bir çaba harcadın mı? Müzik eğitiminden bahsedebilir misin?
Nezaketiniz için teşekkürler. Daha küçük bir çocukken, sanırım 3 yaşımdan beri şarkı söylüyorum. Annem ve babam da müzisyenler. Durum böyle olunca, tüm aile her tatilde, kutlamada ya da komşularla yapılan toplantılarda şarkı söyler ve farklı müzik aletleri çalardık. Babam ve büyükannem geleneksel türde güzel şarkılar söylerlerdi. Babam Kırım Tatar, Azerbaycan ve diğer halk türkülerinden söylerdi ve ben de böylece öğrenmiş oldum. Bunun dışında, Simpreferol Müzik Okulu’nu ve Kiev Müzik Akademisini opera şarkıcısı olarak bitirdim. Bu eğitim yıllarında cazı çok seviyordum ve birçok caz festivali ve müzik gösterilerinde şarkı söyledim.

-Şarkının sözlerinde ailenle de alakalı büyük bir trajediye göndermeler var. Ailen ne tür sıkıntılar yaşadı? Kendi sürgün hikâyenizden bahsedebilir misin?
Size sürgünden sağ kurtulan büyük büyükannemin ve büyük babamın bana anlattığı hikâyeyi anlatabilirim. Birçok kişinin bilmediği şey sürgünden beş gün önce askerlerin Kırım’a geldiği ve Kırım Tatar halkı tarafından hoş karşılandığıdır. Onlara yemeğini, evlerindeki kendi yataklarını verdiler ve savaşta mücadele eden hemşerilerini ağırlamaktan mutluydular. Dedem, babama şöyle demiş: “Herkes sınırdan gelmekte olan askerleri gördüğüne çok sevinmişti çünkü bu, bizim oğullarımız ve eşlerimizin de yakında geleceği anlamını geliyordu. Onları yemek, müzik ve buna benzer şeylerle eğlendirebildiğimiz kadar eğlendirdik. Kimse onların birkaç gün sonra bize neler yapacağını hayal etmemişti” Zorla sürgün edilenlere kişisel eşyalarını toplamak için 15 dakika verilmiş. Sonrasında hayvan trenlerine yüklenip Kırım’dan uzaklaştırıldılar. Bu insanların arasında benim büyük büyükannem de (o zamanlar büyük büyük babam 2. Dünya Savaşı’nda savaşıyordu) varmış. Beş çocuklu genç bir kadınmış. Çocukların en küçüğü daha 9 aylık bir kız bebeği ve diğer dördü erkekmiş. Temiz hava, su ya da yiyecek olmaksızın 3-4 hafta boyunca trenle seyahat etmişler. Çok zorlu ve insanlık dışı bir yolculukmuş. Özellikle çelimsiz ve hasta olan yolcuların birçoğu trende hayatlarını kaybetmişler. Büyük büyükannem babama şöyle anlatmış: “İnsanlar ağlayarak ölen yakınlarını tutuyor, onları askerlere vermiyorlardı. Fakat askerler yetişkinlerin bedenlerini hareket etmekte olan trenin kapısından, çocuklarınkini ise pencereden atıyorlardı. Korkunç bir şeydi. Aynı şey büyük büyükannemin başına da gelmiş. Benim bebek olan büyük halam trende ölmüş. Çok küçük ve zayıfmış, büyük büyükannem de askerlerden onu gömmesi için izin istemiş ama onlar bunu kabul etmeyip o küçük kız bebeğinin bedenini sanki bir çöpmüş gibi ilerlemekte olan trenden fırlatmışlar. Büyük büyükannem bu olayın üstesinden gelmek zorundaymış çünkü daha dört küçük oğlu varmış. Allah’a şükürler olsun ki büyük babam o korkunç tren yolculuğundan sağ çıkmış ki ben bugün buradayım! Tren durduğu an o zavallı insanlar kâbuslarının nihayet sona erdiğini düşünmüş ama öyle olmamış. Özbekistan’a götürülmüşler ve parası, yaşayacak yeri ve işi olamayan bu insanlar orada yerel halk tarafından bile dışlanmışlar.

-Sürgündeyken dünyaya gelmişsin. Vatanına döndüğünde ve orada okula gittiğinde neler hissettin?
Hiç de kolay olmamıştı. Geri dönmek uzun bir süreçti çünkü 80’lerde bile Kırım Tatarlara Kırım’da ev satmak yasaktı. Tam olarak Kırım’a taşınana kadar vatanıma dönüyorum gibi hissetmemiştim. Bir çocuktum ve daha öncesinde de taşınmıştık. Fakat büyüdükçe daha farklı şeyler hissetmeye başladım. O zamanlar Kırım’da yaşan Ruslar Kırım Tatarlarının geri dönmesini istemiyorlardı. Birçok kez sınıf arkadaşlarım bana “Sen Tatar’sın, Tataristan’ınıza git!” demişti. Ve ben onlara yanlış yaptıklarını, benim asıl yurdumun burası olduğunu ve atalarımın onların anne babası buraya gelmeden uzun zamandır orada yaşadığını anlatamamıştım.

-Canlı şahidi olduğunuz gibi Kırım iki yıllık bir süreçte Ukrayna’dan Rusya yönetimine geçti. Sürgünden döndüğünüz Kırım’a rahatça gidip gelebiliyor musunuz?
Kırım’a gidebiliyorum fakat oraya gitmek oldukça zor. Artık, direkt giden tren ve uçak yok. Gitmek için sınırda saatlerce beklemelisiniz ve kendi ülkenizde size yapılan bu aşağılanmaya tahammül etmeniz gerekmekte. 2014 yazından beri bu yüzden gitmedim. Fakat annem, babam ve büyük babam halen orda yaşamaktalar. Yaşam ilhaktan sonra daha kötü bir hale geldi. Elektrikle ilgili hep sıkıntılar oluyor, her şey çok pahalı ve insanlar ne düşündüğünü söyleyeme korkuyor. Sovyet döneminde gerçekleşen birçok şey şimdi yine var. Tutuklamalar, sorgu çekme gibi kötü durumlardan bahsediyorum.

jamala7-Siyasi söylemleriniz de müziğiniz kadar dikkat çekici. Müzik ve siyaset bir arada olabilir mi?
Dediğinize katılmıyorum. Ben bir müzisyenim ve hayatımı müziğe adadım. Siyasetten oldukça uzağım. Siyaset tartışmak hatta düşünmek bile istemiyorum. Ben ülkemin bir vatandaşıyım ve ulusumun bir parçasıyım. O yüzden ülkemde ve çevresinde neler olduğuna dair fikirlerim var. Nerdeyse 2,5 yıldır her röportajda gazeteciler bana politika hakkında sorular sormakta. Herkesin dikkat çekici siyasi söylemlerim olduğunu düşünmesinin nedeni bu aslında. Sorunuza gelecek olursam, müzik ve siyasetin birbirinde ayrı olması gerektiğini düşünüyorum. Birbirlerinden ne kadar uzak olursa o kadar iyidir. Politikacılar gelir geçer ama müzik sonsuza dek kalır.

-Sinemaya da ilgin var ve bir filmde rol almıştın. Sinema kariyerin üzerine neler söylemek istersin?
Oldukça ilginç bir sinema deneyimim oldu. Ünlü Ukraynalı yönetmen Oles’ Sanin tarafından yapılan “Guide” isimli tarihi bir dramada ana kadın rolünü oynamıştım. Oynadığım karakter, Harlov tiyatrosunda baş balerin olan Olga Levitskaya idi. Olaylar 1932’de Ukrayna soy kırımından birkaç ay öncesinde, Stalin rejimi tarafından Ukrayna’daki büyük açlık zamanlarında gerçekleşiyor. Bu film 2014’de Ukrayna filmleri arasında en iyi gişe yapan film olmuştu. Geçtiğimiz sonbaharda Belçikalı yönetmen Olias Barco tarafından yönetilen fantastik bir film Polina’da küçük bir rolüm vardı. Birçok yıldızın yer aldığı uluslararası ilginç bir filmdi. Örneğin; görüntü yönetmenimiz Luc Besson’la birkaç film çekmişti ve ünlü artist Virginie Ledoyen benim partnerimdi. Polina bu yılın sonuna doğru gösterime girecek.

-Türkiye ile bir bağın var mı? Türkiye’yi sık ziyaret eder misin?
Türkiye ile sıkı bir bağım var. Öncelikle, kız kardeşim Türk biriyle evlendi ve İstanbul’da eşi ve iki kızıyla yaşıyorlar. Yılda bir ya da ki kez onu ziyarete gelirim. Konu açılmışken, Türkiye’ de 2014 yılında Kızıl Elma Türk müziğine katkı ödülü aldığımı söyleyeyim. Ayrıca, Eskişehir’de bir festivalde sahne aldım. Ne yazık ki Türkiye Türkçesi konuşamıyorum ama biraz anlayabiliyorum.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir