Tehlikeli, çok tehlikeli…

Sizce bir barış adası olarak huzur içinde yaşadığımız bu ülkeyi gelecekte bekleyen en büyük tehlike nedir? Bu soruya herkes kendi bakış açısından farklı cevaplar verebilir ancak ben, sosyolojik anlamda önemli bulduğum için Başbakan Stefan Löfven’in konu ile ilgili yaptığı son yaptığı tespitleri buradan aktarmak istiyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu Örebro şehrinde partisinin yıllık olağan toplantısında 500 Sosyal Demokrat partili yerel politikacının huzurunda konuşan Başbakan Löfven, ülkenin geleceği için en tehlikeli olan problemin toplum içindeki ayrışmalar olduğunu söyledi.

İsveç toplumunu söz konusu sosyal ayrışmalara karşı uyaran Löfven, ‘artık insanlar birkaç otobüs durağı ileride yaşayan insanların durumundan habersiz, ve de onların yaşadıkları sıkıntılara ilgisiz. Bu tehlikeli, çok tehlikeli’ şeklinde konuşarak meselenin ehemmiyetinin altını çizdi.

Diğer bir ifadeyle toplumda eğitimli insanlar ile eğitimsiz insanlar arasında, zengin insanlar ile fakir insanlar arasında, şehir merkezinde yaşayan insanlarla banliyölerde yaşayan insanlar arasında, taşrada yaşayan insanlarla şehirlerde yaşayan insanlar arasındaki makasın açıldığına, farkın çoğaldığına dikkat çeken Löfven bu ayrışmaların ülkenin geleceği adına iyiye alamet olmadığını vurguladı.

Öncelikle yukarıda bahsettiğim ve yaklaşmakta olan tehlikeye dikkat çeken Löfven çözümün de herkes tarafından övülerek örnek gösterilmekte olan İsveç sisteminde olduğuna işaret etti. ‘Bu sistemi yeniden güçlendirmeli ve etkili hale getirmeliyiz.’ şeklinde sözlerine devam eden Löfven, sistemin ayakta tutan üç temel ayağı ise şu şekilde izah etti: İşçi ve işveren işbirliği, serbest piyasa ekonomisi ve de güçlü bir refah sistemi.

Peki, her geçen gün ayrışan ve birbirinden habersiz hale gelen bu sosyal kesimlerin bu halinden en çok kim fayda sağlıyor? Löfven bu konuda da son derece net. Bu toplumsal ayrışmayı istismar eden ve bunu kendi ajandalarını takip etmek için kullanan aşırı sağ partiler ve şiddet yanlısı radikal İslamcılar.

Bu tespitler ışığında yapılması gereken ayrışmakta olan söz konusu toplumsal kesimler arasında bir diyalog köprüsünün oluşturulması, ayrışmayı istismar eden nefret tacirlerine alan açılmaması diye düşünüyorum. Tabii bu konuda gerek devlete gerekse sivil topluma düşen bazı sorumluluklar var. Ancak bu ayrı bir yazı konusu olabilecek önemli bir konu, şimdilik es geçiyorum. Birlik, beraberlik ve huzur içinde yaşayacağınız iyi bir hafta diliyorum.

Not: Geçtiğimiz Pazar günü anavatanımız Türkiye’nin başkenti Ankara’da yine elim bir terör saldırısı yaşandı, onlarca masum insan hayatını kaybetti. Terörü tüm kalbimle lanetlerken, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara şifa, başta hayatını kaybedenlerin yakınları olmak üzere milletimize baş sağlığı diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir