“Türkoloji biliminin babası İsveçli Stralenberg’e vefa borcumuzu ödemeliyiz”

Arif Rehimoğlu, hayatını Türkoloji’ye adamış bir bilim adamı. Yıllarca Azerbaycan üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışmış. Türkoloji alanında önemli eserlere imza atmış. Son 10 yıldır İsveç’te yaşıyor. Burada da boş durmamış. Sivil toplum kuruluşlarında aktif rol almanın yanı sıra bilimsel çalışmalarına burada da devam etmiş. Eski Türk ‘Run’ yazıtını bulan, onun tabiriyle Türkoloji biliminin babası İsveçli Yarbay Stralenberg’in mezarını araştırmış bulmuş. Türkolog Arif Rehimoğlu ile Stralenberg’i konuştuk…

Arzu ederseniz sizi tanıyarak başlayalım…

Azerbaycanlıyım. Bakü Devlet Üniversitesi’nde 1972-77 yılları arası Filoloji okudum. Daha sonra da 1980-84 yıllarında Azerbaycan İlimler Akademisi’nde Türkoloji üzere doktora yaptım. Önce Azerbaycan Türkçesi, sonra ise eski Türkçe üzerine uzmanlaştım. Böylelikle, Türkoloji benim ana mesleğim olmuş oldu. 20 seneye yakın Nahçıvan ve Bakü’deki üniversitelerde doçent doktor olarak Azerbaycan Türkçesi ve eski Türkçe dersleri verdim. Azerbaycan’da uzun bir süre politikayla ilgilendim. Nahçıvan’da Halk Cephesi Partisi başkanlığı yaptım. Daha sonra Bakü’de Rahmetli Ebülfez Elçibey’in ideoloji işlerinden sorumlu başkan yardımcısı görevini yürüttüm. Yani bütün ömrüm politikayla ve ilimle geçti. 10 kadar kitabım, 200’den fazla bilimsel makalem var. Baskıya girmemiş 6-7 kitap üzerinde de çalışmalarım devam ediyor. Doktora tezimi Kaşgarlı Mahmut’un “Divanü Lügati’t Türk eseri ve Azerbaycan Türkçesi” üzerine hazırladım. Yaklaşık 10 yıldan beri de Göteborg’da yaşıyorum.

Göteborg’da ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Kurucusu olduğum “Azerbaycan Demokrasi Ocağı” isminde bir derneğimiz var. Onunla birlikte 10 Azerbaycan derneğinin katılımıyla Batı Götaland Azerbaycan Evi Birliği’ni kurduk. Bununla kültürümüzü korumak, İsveç toplumu ile entegrasyonu sağlamak, onları daha yakından tanımak ve Azerbaycan’ın sorunlarını İsveç toplumuna duyurabilmek için doğru kanallar ile çalışabilmeyi hedefliyoruz. Buradaki çalışmalarım devam ediyor, diğer taraftan da bilimsel faaliyetlerimi sürdürüyorum; zamanımın çoğunu yazmaya ayırıyorum.

“Türkoloji biliminin babası” diye nitelendirdiğiniz İsveçli bir bilim adamı hakkında araştırmalarınız ve çalışmalarınız mevcut. Bu çok ilginç bir konu. Belki çok insanın da bilmediği bir konu. Bununla ilgili çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Türkoloji biliminde iki büyük temel mevcut. Bu iki temel olmazsa, Türkoloji büyük ölçüde kaybeder diyebiliriz. Bunlardan birisi Kaşgarlı Mahmud, diğeri ise eski Türk yazılarıdır. Eski Türk “Run” yazıları. Bu Run yazılarının bulunması ve Türklere ait olduğunun bilinmesi Türk kültürü bakımından çok büyük bir olaydır. İşte bu eski Türk yazılarını ilk bulan kişi, ismi Filip (Philipp) Johan Tabbert olan İsveç ordusunun bir subayıdır.

Filip, Alman kökenli bir İsveç vatandaşıdır. 1676’da İsveç devleti toprağı olan Stralsund kentinde doğmuş. Stralsund şu an Almanya’nın bir şehri. Baltık denizi kıyılarındadır.

1815 senesinde büyük paralar karşılığında Prusya’ya (Almanya’ya) verilmiş. Filip’in babası Stralsund’da İsveç devletinin hazinedarı idi. Babası öldükten sonra o işi Filip’in ağabeyi Martin devam ettirmiş. Ama Filip ve küçük kardeşi Peter Sigfrid gönüllü olarak orduya girmişler. Subay olmuşlar. 1700-1721 yıllarında süren Büyük Kuzey Savaşı’nda bulunmuşlar. Bu savaşta bu iki kardeş büyük başarılar göstermiş. Bundan dolayı da 1707’de İsveç Kralı 12. Karl (Demirbaş Karl) bunlara “Zadegan” adını ve “Stralenberg” soyadını vermiştir.

Filip Johan Tabbert şimdi Türkoloji’de Stralenberg adı ile meşhurdur. Biz üniversitede öğrenciyken, Türkoloji’yi öğrenmeye başlarken ilk önce Kaşgarlı Mahmut ve Stralenberg hakkında bilgi edindiydik. Onun bulduğu eski Türk yazılarının ilk örneği “Uybat 3” denen bir yazılı taştır.

Stralenberg bu yazıtı nasıl ve nerede buluyor?

Stralenberg, Poltava Savaşı’nda Ruslara esir düşüyor ve 13 yıl burada yaşıyor. 1721 yılında Stralenberg ve Alman Messe Schmit, Rus çarı Pyotr’un emri ile Sibirya’yı araştırmak için bir araştırma heyeti oluşturuyor. Sibirya’yı dolaşırken Hakasya’da, Uybat nehrinin kıyısında bu yazılı taş levhayı buluyorlar.

Stralenberg, 1730’da geri döndüğünde bir kitap bastırıyor. Avrupa’nın ve Asya’nın kuzey ve doğu bölümleri hakkında çok önemli bir kitaptır. Bu kitaba bir de harita ilave ediyor; Sibirya’nın dünyada ilk haritası. Bu harita ilim dünyasında sadece Sibirya’nın ilk haritası olarak tanınmıyor; aynı zamanda Ural dağlarının Avrupa ile Asya’nın sınırı olmasını ilk defa ortaya koyan düşünce olarak kabul ediliyor. Avrupa’nın sınırlarının Ural dağlarında bittiğini ve Asya’nın sınırlarının başladığını ilk defa Stralenberg söylemiştir. İlaveten, Ural-Altay dillerinin akrabalığı teorisini ilk Stralenberg bu kitabında açıklamıştır.

Bulduğu Run yazılarına bu kitapta yer verir. Tabii o zamanlar bu yazıların hangi halka veya dile ait olduğu bilinmiyordu. Bir müddet sonra Finlandiyalılar bunun Fin yazısı olduğunu düşünerek büyük araştırma heyetleri organize ettiler. Ve o araştırmaların sonucunda ortaya çıkan çalışmalar atlas şeklinde bastırıldı. Böylelikle, “Run” yazılarını ilk defa dünyaya geniş çaplı tanıtan Finler oldu.

Ama bu yazılar 1721 yılında bulunmuş, 1730’da ise ilim dünyasına ilk defa Stralenberg tarafından duyurulmuştu. Bunları kimse okuyamıyordu. Ta ki, 1893 yılında Danimarka’da Wilhelm Thomsen bu yazıları okuyabildi ve bu yazıların Türk yazıları olduğunu ortaya koydu. İşin ilginç tarafı yazılarda ilk okunan iki söz: “Tengri” (Tanrı) ve “Türk”. Ve bu da Wilhelm Thomsen’in ilk okuma raporudur (bilgisayarından gösteriyor) ki, yine kitap halinde basılmıştır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Üniversitede hakkında okuduğunuz İsveçli Stralenberg’i İsveç’e geldiğinizde hiç merak edip soruşturdunuz mu?

Evet, buraya geldikten sonra bu Türkoloji’nin gelişimi için büyük hizmetleri olan Stralenberg’in mezarı nerededir diye araştırma yaptım. Ve sonuçta mezarının Göteborg’dan 120 km mesafede, Halmstad belediyesine bağlı Getinge’de bulunduğunu öğrendim. Üç defa mezarını ziyarete gittim.

Mezarı Getinge’de olduğuna göre ömrünün son yılarını burada geçirmiş, öyle mi?

Evet, Almanya’da yaşamamış. Esaretten İsveç’e 1723 senesinde geri dönebiliyor. İsveç’e geri döndükten sonra askeri rütbesi kendisine geri veriliyor; önce mayor, sonra yarbay oluyor.

Mezarda da yazıyor: Öfverst Löjtnant (Yarbay). 1747 yılında vefat etmiş. Kardeşi Peter Sigfrid, onun karısı ve iki kızıyla bir mezarda defnedilmişler. Aile mezarlığı tarzında.

Stralenberg, iyi bir asker olmanın yanı sıra ilimle de yoğun olarak uğraşmış anlaşılan…

Evet, burada şunu da belirtmeliyim. Stralenberg, Türkoloji’de çok önemli olan eserlerden birisi kabul edilen Ebu’l Gazi Han Bahadır’ın Şecere-i Terakime (Türklerin Şeceresi) eserini ilk bulanlardan birisidir. O zaman Tobolsk şehrinde Azbekoviç ile arkadaş olmuş, o göstermiş. Önce Rusçaya, sonra da Almancaya çevirtmiş ve bu eserin ilim dünyasında ilk baskısını Stralenberg üstlenmiş.

Yani, bir taraftan Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın ilim dünyasına tanıtılması, bir taraftan da eski Türk yazılarının tanıtılması, bir diğer taraftan da Ural-Altay teorisini ortaya koyması ve bunun haritacılık ilim dünyasında çok ciddi kabulü; bütün bunlara hangi yönden yaklaşılırsa büyük bir şahsiyetle karşılaşıyoruz. Ve bu şahsiyet Türk dünyasına hizmet etmiştir. Türk dünyasına hizmet etmiş bir insanı Türk dünyasının unutması büyük bir vefasızlık olmuş olur. Bundan dolayı da araştırdım, mezarını buldum. Buldum derken, tabii ki, kaybedilmiş değildi; sadece çok bilinmiyordu. Ben bu kadar Türkoloji’den eser okumuşumdur ama hiçbir yerde onun mezarı hakkında bilgiyle karşılaşmadıydım. Ve çok ciddi olarak düşünmekteyim ki, biz Türklerin Stralenberg’e ve bu konuda İskandinavlara bir minnet borcumuz var.

Bu minnet borcunu ödemek için ne yapılabilir sizce?

İster Stralenberg’le, isterse de Thomsen’le veya Fin atlasını hazırlayan Aspelsen ile ilgili çok şeyler yapılabilir. Mesela, Stralenberg’in araştırdığı Türk toplumlarından temsilciler davet edilebilir, uluslararası konferanslar düzenlenebilir, mezarı ziyaret edilebilir. Orada bir toplantı yapmak, bir etkinlik organize etmek mümkündür. Ve İsveç toplumuna bu insana sahip çıktığımızı gösterilebiliriz. Düşünün ki, ben 3 defa Stralenberg’in mezarını ziyarete gittim ve çevredeki İsveç insanlarına, kilisedeki papaz da dahil, telefon açtık, rica ettik ki onlarla görüşelim, sohbet edelim. Çok bir bilgi sahibi değiller, konuya uzaklar veya uzak duruyorlar. Bize, “Siz kimsiniz ki? Buraya niye geliyorsunuz ki? Stralenberg kim ki sizler için?” diye sormuşlardı. İsveç insanı onu tanımıyor; onların mezarlığında bizim için ne kadar büyük değer taşıyan bir insanın uyuduğunu bilmiyor ki. Ama biz bunu ortaya çıkarmakla, başta İsveç olmak üzere İskandinav ülkeleri ve Türk dünyası arasında bir köprü kurabiliriz; “Stralenberg Köprüsü”, “Eski Türk Yazıları Köprüsü”. Ve unutmamak lazım ki, bizim bu eski Türk yazılarımıza “Run yazıları” ismini veren Stralenberg idi. İskandinavların, Germanların Run yazısına benzediği için bunlara da Run yazısı denmiş. O zaman, Uybat nehrinin yanındaki ilk yazılı abideyi bulduklarında, 13 satırlık bir yazıyı, Stralenberg’le Messe Schmit’in arasında o yazıların Run yazılarına benzediğine dair bir fikir birliği oluşmuş. Ve oradan da bu yazıların ismi “Run yazıları” olarak kalmış. Aslında ise, bizler bu yazının gerçek, orijinal isminin ne olduğunu bilmiyoruz. Bu alfabenin ismini bilmiyoruz. Ama İskandinav coğrafyasında Run yazısı vardı. Hatta günümüzde de İsveç’te orijinal Run yazılarını öğreten okullar mevcut; taş levhalar üzerinde yazıyorlar ve buna bir sanat gibi bakıyorlar. Çok ciddi bir şekilde de koruyorlar. Ama Türk dünyasında bu yazıyı bilen yalnız birkaç kişiden ibaret uzmanlardır. Geri kalan hiç kimse bilmiyor.

Bu, Türkiye’de de bilinmeyen bir konu mu?

Uzmanlar bilir yalnız. Türkiye’de bu alanın önemli araştırmacıları var. Çok önemli uzmanlar var Türkiye’de. Ama halk tarafından bilinmeyen bir konu tabii ki.

Röportajımızı bitirirken, Türkiye ve Azerbaycan Türklerine özellikle İsveç’te yaşayanlara bu bağlamda ne gibi mesaj vermek isterdiniz?

Sahip çıkmamız lazım. Bizlere, kültürümüze hizmet eden insanlara sahip çıkmalıyız, değer vermeliyiz ki, o tür hizmetlerin devamı da gelsin, başkaları da o hizmetleri yapa bilsin. Ve köprümüz daha sağlam olsun, kültürel bağlarımız daha sıkı olsun. Dolayısıyla, düşünüyorum ki, bu sahip çıkmanın temelinde Stralenberg’den başlayan bir yol vardır ve bu yolun mutlaka gidilmesi lazım. Ve böylelikle Türk dünyası ve İsveç/İskandinavya arasında ciddi bir bağlantı kurulmuş olabilir. Ercan Kargılı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir