Üç mesele: Sadece ilkokulda mı?

Çocuk eğitimi zor zanaat. Her nedense hep ağırdan alır, gereken önemi vermeyiz. Olumsuz sonuçlarını gördükçe arayışa gireriz girmesine de, geç kalırız… Sahi ne zaman gerçek manada bu eğitim işine eğilecek, ciddiye alacağız meçhul… 

Çevremize bir bakalım… Eğitim meselelerini ağırdan almanın bedelini evvela çocuklar, sonra da aileleri ödemiyor mu? Zaman hızla ilerlediginden midir, nedir, her işte geç kalıyoruz. Zamanla yarışıyoruz.. Belki de zamana ve hadiselere ayak uyduramıyoruz, kim bilir…

Çocuk eğitimi uzun bir süreç. En önemlisi doğumdan ergenliğe kadar olan kısmı. Dilin, şuuraltının, karakterin vs. büyük ölçüde şekillendiği zaman dilimi… Okul öncesi eğitim, ilkokul hayatını, ilkokuldaki tecrübeler daha sonraki süreçleri etkiliyor. Buradan hareketle şöyle bir yargıda bulunabiliriz: Her bir süreçte eğitim adına çocuğa kazandırılan beceriler, zihni melekeler ve davranışlar daha sonraki gelişimine yatırımdır.

Mesela son zamanlarda ilkokulda çözüm bekleyen temel problemleri üç noktada toplayabiliriz: Dil yozlaşması, şımarıklık ve konsantrasyon bozukluğu.

Orta öğretimde sonuçlarını gördüğümüğüz bu noktalar tek tek ele alınıp üzerinde uzunca durulabilir. Dikkat edilirse genellikle çocukların beden sağlığına daha fazla ilgi duyarız, duyarız da dil, duygu ve zihinsel gelişimini onun kadar kâle almayız. Yani ebeveyn olarak özel bir gayret içinde olmayız. Hatta bir şekilde cami ve okula havale ederiz. Oysa başta dil gelişimi dikkatle takip edilmesi gereken önemli bir husus.

Niçin? „Üslûb-u beyân aynıyla insandır“ derler. Yani insanın kişiliği, karakteri ve değeri konuşmasına ve konuşmasında tercih ettiği üslûba bağlı. Çocuğun her yönüyle sağlıklı gelişmesini istiyorsak bunu öncelikle dilinde aramak gerekir. Netice itibariyle insanın niteliğiyle kullandığı dilin niteliği arasında sıkı bir ilişkiden sözedilebilir. Konuşabilen, konuşarak anlaşmasını bilen, derdini anlatabilen çocuk çığırtkanlığa meyletmez. Kendini bağırarak, hırçın davranışlarla ifade etmeye kalkmaz.

Hem burada sözkonusu olan anadil. Çocuk, zihninde ilk olarak anadili Türkçeyi yerleştirebilirse kolay kolay unutmaz. En azından şuuraltına yerleşir. Almanca geliştikçe Türkçesi zayıflasa da daha sonra aktif hale getirebilir. Malûm, dil aynı zamanda en önemli kültür taşıyıcısı. Şuuraltına bir kaşık da olsa kendi kültürüne ait birkaç nağme çalınsa, ileride hatırlar. Kendi kültür değerlerinden bir şeyler bulur ve tamamen kopmaz.

Diğer yandan dil eksikliğiyle eğitimde tutarsızlık şımarıklığı netice verebiliyor. Şımarıklık, akranlarıyla ve öğretmenlerle ilişkilerinde küstahça davranışlara kadar varabiliyor. Kurallara uymada zorlanıyor öğrenci. Böylesi dengesiz davranışların panzehiri küçüklükten itibaren dil gelişimi yanında sorumluluk bilincini kazandırmak. Çocuk eğitimi, aynı zamanda karakter eğitimi değil mi? Yani eğilimlerini iyi yöne kanalize etme…

Konsantrasyon bozukluğuna gelince… Çeşitli sebepleri olsa da TV, bilgisayar oyunları ve internet başında uzun zaman geçirmenin konsantrasyonu bozduğuna dair yığınla araştırmalar yapılıyor. Öğrenmenin önündeki en büyük engellerden biri ve oldukça yaygın. Erken yaşlarda çocukların dünyasına giren teknolojik aletlerin dengesizce kullanımının sadece bir sonucundan bahsediyoruz. Buna dil ve ahlak yozlaşmasını, öğrenme problemlerinin artmasını, unutkanlığı, insanî ilişki bozukluklarını, zihin kirliliğini de bir çırpıda ekleyebiliriz.

Velhasıl; okul öncesi eğitim ilkokul sürecini, ilkokuldaki orta öğretimi etkiliyor, dedik. Öyleyse çocuklarımızı yukarıda sözü edilen noktalardan hareketle ilkokula hazırlamak kaçınılmaz. Çocuk, ailede kazandıklarıyla hayata yelken açıyor. Ne kadar kendimizi geliştirerek eğitime eğilirsek, geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımıza o kadar faydalı olabiliriz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir