“Ya insan gibi yaşarsınız, ya da…”

Yılbaşı kutlamaları sırasında Almanya’nın Köln başta olmak üzere Stuttgart, Hamburg ve Düsseldorf kentlerinde toplu taciz ve gasp olayları yaşandı.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu kökenli olduğu öne sürülen çok sayıda gencin karıştığı bu olaylar sonrası 200 kadar Alman kadın, polise şikayette bulundu.

Almanya ilk defa böylesi kitlesel bir taciz saldırısı ve yankesicilik olayı ile karşılaşıyordu. Ülke adeta bir şok yaşadı. Olayın başrollerinde göçmenler olunca haliyle tepkiler de büyük oldu.

Göçmen ve mülteci karşıtı gruplar başta olmak üzere her kesimden çığ gibi tepkiler geldi. İslam ve göçmen karşıtı PEGIDA düzenlediği gösteride suç işleyen yabancıların sınır dışı edilmesini istedi. Bir çok eyalet başkanı onların bu isteklerine destek verdi. Müslüman kökenli bir belediye başkanı da özellikle Müslüman erkeklere seslenerek “Ya burada insan gibi yaşarsınız, ya da defolup gidersiniz” dedi.

Ülke sınırlarını aşan tepkiler dinmiyor; Aşırı sağ gruplar sosyal medyada ‘bir araya gelelim, yabancıları cezalandıralım’ şeklinde mesajlar paylaşıyorlar. Slovakya, yaşananları sebep göstererek Müslüman sığınmacı kabul etmeyeceğini açıkladı.

Bütün bu reaksiyonlar üzerine Almanya Başbakanı Angela Merkel, suç işleyen sığınmacıların ülkeden sınır dışı edilebilmesini kolaylaştırmaya yönelik yasa değişikliği yapılabileceğini açıkladı.

Almanya’daki bu hadiseler, İsveç’e ilk geldiğimde bir müddet yaşadığım Stockholm’ün Sollentuna bölgesinde göçmen kökenli gençlerin karıştığı olayları hatırlattı.

Sollentuna’nın Malmvägen üzerindeki o çok katlı binaların daireleri mütevazi, orta sınıfa hitap ediyor gözükse de, aslında sunduğu imkanlarıyla lüks sitelere eşdeğer idi.

Dışarıdan bakıldığında bağımsızmış gibi görünen o binalar, giriş katında geniş bir koridor ile bir birlerine bağlı idi. Uzunluğu bir kaç yüz metreyi bulan o koridorun sağında ve solunda çeşitli dükkanlar, restoranlar, kafeler, kreşler, cami, kilise, gençlere ve yaşlılara yönelik etkinlik salonları vardı. En alt katında ise site sakinlerinin rezervasyonla ücretsiz kullanabildikleri spor salonları ve saunası mevcut idi. Özellikle kışın soğuk günlerinde dairenizden aşağı inip hiç dışarı çıkmadan koridor boyunca bütün ihtiyaçlarınızı görüp evinize dönebiliyordunuz. Yaşlılar, tekerlekli sandalyeleriyle kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan bir uçtan bir uca hiç sıkıntı çekmeden camiye, kafeye, kilise rahatlıkla ulaşabiliyorlardı. Yine girişteki resepsiyonda her türlü ihtiyaç karşılanıyordu.

Bir müddet sonra bu kadar önemli fonksiyon icra eden bu koridor kapatıldı. Binaların alttan bir birleri ile bağlantısı tamamıyla kesildi.

Sebep?

Tabiri yerindeyse bazılarına rahat batmıştı. Koridorda toplanan 15-20 kadar göçmen kökenli genç, her gün cam kırıyor, tavan indiriyor, bir tarafı ateşe veriyor; kavga ediyorlardı. Bir kaç defasında içeride havai fişek patlatmalarına bizzat şahit olmuştum. Nihayetinde istenmeyen büyük olaylar da oldu. O gençlerin bir kısmı bir süre hapis yattı, bir kısmı 10 yılı aşkın bir süredir hala yatıyor. Ev şirketi çareyi, o güzelim koridoru kapatmakta buldu.

Olan, faillerin yanı sıra orada yaşayan binlerce masum insana oldu. O güzel imkandan mahrum kaldılar. Malmvägen, gangster olaylarıyla anılır olmuştu. Ve onlarca örnekten belki biri olan buradaki bu olaylar medyaya yansıyınca da yabancılara karşı ön yargılar körüklendi. İsveç’te olmayan ırkçı partiler bunların sorucu olarak ortaya çıktı ve çok kısa bir zamanda ülkenin en güçlü partileri durumuna geldi.

Almanya’da yaşananlar tam da böyle bir şey.

İnsanlıktan nasibini almamış, bir kısmı Müslüman olan göçmenlerin karıştığı bu yüz karası olay, maalesef yine bütün Müslümanlara ve göçmenlere mal edildi. Milyonlarca masum insan bunun sonuçlarından etkilenecek.

İsveçli yazar Hanne Fahl’ın bir yazısında vurguladığı gibi, ‘Kadınlara yönelik şiddet, etnik değil, genel anlamda ahlak yoksunu erkeklerin bir sorunu” olsa da yaşananların af edilir bir yanı yok.

Olaylara karışan ve kimlikleri tespit edilen 31 şüpheliden 18’i sığınmacı statüsüne sahip.

Yani zor günlerinde Almanya’nın kapılarını açtığı, misafir ettiği kişiler bunlar… Bari siz yapmayın. Sizin yüzünüzden daha çok nefret körüklenmesin ve başkaları daha fazla zarar görmesin.

Burada bir parantez açmada yarar var.

Avrupalılar da kadına yönelik şiddet konusunda çok masum değiller. Federal Ayrımcılıkla Mücadele Kurumu’nun yaptırdığı araştırmaya göre, Almanya’da çalışan her iki kişiden biri iş yerinde cinsel tacize uğruyor. Her yıl yüzlerce çocuk kilisede görevli öğretmen ve papazlar tarafından şiddete ve cinsel tacize maruz kalıyor. Benzer vakalar Avrupa’nın her ülkesinde yaşanıyor.

İsveç’te de yılbaşı kutlamaları esnasında, Almanya’daki gibi organize bir biçimde olmasa da, çok sayıda taciz olayı yaşandı. Sadece Kalmar kentinden 14 kadın o gece tacize uğradığı yönünde polise şikayette bulundu. Failleri İsveçli erkekler..

Kadına yönelik şiddet, ırza geçme, taciz maalesef her yerde gündelik hayatının bir parçası haline gelmiş durumda. Avrupa’da da yapılıyor ve maalesef her seviyeden erkekler tarafından yapılıyor.

Hasılı, yaşanan utanç verici bu olayların kimlik tartışmalarına dönüştürülmesi doğru değil. Hele, bu olaylar üzerinden bütün Müslüman göçmenlere ırkçılık yapmak hiç doğru değil. Her suçlu işlediği suçun hesabını kendi şahsında vermelidir.

Burada göçmenlerin hele de Müslümanların çok daha hassas olması lazım. Zira yapılan bir hata, direkt ülkelerine ve inançlarına mal ediliyor. Buna kimsenin sebep olmaya hakkı yok.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir