Yalnız ölümler

Okuduğumda içim burkuldu.

Ruhumu derin bir hüzün kapladı.

Ezildim, tüm bedenimle…

Tamam, ölüm hak ve mutlaktır.

Tamam, herkes ona yalnız gider.

Peki ya göçerken….???

Haber şu:

“Stockholm’de 50 yaşındaki bir adamın, evinde öldüğü iki yıl sonra fark edildi. Ev kirası otomatik olarak bankadan yatan adamın hiç akrabasının olmadığı belirtildi.”

Acı… her açıdan.

“Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuğalar
Şöyle garip bencileyin.”

Büyük halk şairimiz Yunus, ölümü üç gün sonra duyulanları ‘garip’ olarak nitelemiş. İki yıl, beş yıl ve hatta 15 yıl sonra fark edilenler için kim bilir ne hisseder ve bunu dizelere nasıl dökerdi.

Benzer haberleri son yıllarda maalesef sıkça duyar olduk. İşte geçenlerde Fransa’dan gelen bir ‘yalnız ölüm’ haberi: “Lille şehrinde yaşayan bir İspanyol ressamın evinde yalnız ölümü, 15 sene sonra komşusunun su sızıntısından belediyeye şikayet etmesi üzerine fark edildi.”

Yalnızlık bu kadar mı koyu yaşanır. Bu insanların hiç mi arkadaşı olmaz?

Ya komşuları…

Anlaşılan komşuluk ilişkileri onlardan önce ölmüş.

Korkum şu ki, benzer sorunlar diasporada yaşayan bizim insanımız arasında da yaşansın. Övündüğümüz, iftihar ettiğimiz komşuluk ilişkilerimiz ne kadar diri? Komşuluk ki, ilişkileri dinimizde akraba ilişkileri kadar önemli. Efendimiz komşuluk hukukuna dikkat çekerken, “Cebrail bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım” diyor.

Kutsal kitabımız da “Ana, babaya yakın akrabaya, yetimlere, muhtaçlara, kendi çevresinden olan komşulara; uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve elinizin altındaki hizmetçi ve işçilere iyilik yapın ve iyi davranınız” buyuruyor.

Ve burada müslim, gayrı-müslim ayrımı yapmıyor. Yani komşunun Yahudi, Hıristiyan veya hiçbir dine inanmayan bir müşrik olması bu prensibi değiştirmiyor.

Madem üzerimizde öyle bir hak var, ve hem madem burada bir ayrımcılık söz konusu değil, o halde insanımızın yanı sıra, diğer milletlerden komşularımızla da;

selamlaşacağız,

hal hatır soracağız,

hediyeleşeceğiz,

sevinç ve kederlerine ortak olacağız,

yardıma çağırdıkları zaman elimizden geleni yapacağız,

onları rahatsız edici davranışlardan kaçınacağız,

mallarının ve canlarının zarar görmemesi için gayret edeceğiz.

Köklerimizde var olan bu güzel hasletler yaşatılabilirse, günümüz modern insanının yalnızlık sorunu kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Ve işte o zaman, yürek burkan bu yalnız ölüm haberlerini daha az duyarız.

Öte yandan, bu değerlerin yaşatılması toplumdaki ekonomik ve sosyal dengesizlikleri önleyeceği gibi, insanlar arasında sevgi, saygı ve kaynaşmayı da sağlayacaktır.  Bu vesileyle birbirleriyle empati kuran insanlar, kendilerini ifade etmek için, geçtiğimiz hafta birçok insanın arabasının yakıldığı, huzursuz edildiği banliyö isyanları gibi bir yol – yöntem kullanmayacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir